Etiket arşivi: Yapı Kredi Yayınları

Görünmez Kentler & Italo Calvino

1845237

Çeviri: Işı Yücesoy

Modern dünyanın masal anlatıcısı Italo Calvino’nun Türkçede uzun süredir görünmeyen kitabı Görünmez Kentler, tekrar elimizin altında… Kubilay Han’ın atlasında yolculuk eden Marco Polo… Batının doğuyu gören gözünün kurduğu hayaller bir yanda, modern kentin içinden çıkılmazlığı ve geleceği öte yanda…

Mükemmeldi. Tekrar tekrar okumak istediğim bir kitap oldu. Her kısa kentin kendince anlattığı bir durum ve sizin oradan çıkarabileceğiniz sonsuz anlamlar var. Calvino kitapta “Anlatıya yön veren şey, ses değil kulaktır.” diyor. Her okuyan her dinleyen bambaşka anlamlar çıkarabilir.

Türkçe çevirisi ise neredeyse kusursuz, ders olarak anlatılabilecek kadar da iyiydi.

Kitaptan bir kaç alıntı ile bitireyim. Böylece sadece o paragraflara bakarak okumak isteğiyle yanıp tutuşun.

“Oradan çıkıp altı gün yedi gece yol gidersen, ay ışığına sereserpe uzanmış, sokakları bir yün yumağı gibi birbirine dolanan beyaz kente, Zobeide’ye varırsın. Kentin kuruluşu hakkında anlatılan şu: çeşitli ulusların erkekleri aynı düşü, bir kadını, gece vakti, bilmedikleri bir kentte, sırtı dönük koşarken görmüşler, uzun saçlı ve çıplakmış kadın. Onu izlediklerini düşlemişler. Dönmüş dolaşmışlar, kaybetmişler onu. Uyandıklarında kenti aramaya çıkmışlar; kenti bulamamışlar ama birbirlerini bulmuşlar; düştekine benzer bir kent kurmaya karar vermişler. Yolları düzenlerken her biri, kadını kovalarken izlediği yolu yinelemiş; kaçağın izini kaybettiği noktada, mekân ve surları, düştekinden çok farklı, kadının bir daha kendisinden kaçamayacağı biçimde düzenlemiş. Bir gece aynı sahnenin yinelenmesini bekleyerek yerleştikleri Zobeide kenti buydu işte. Hiçbiri, ne uykuda, ne de uyanıkken bir daha asla görmedi kadını. Kentin yolları, hepsinin her gün işe gidip geldikleri, düşteki kovalamaca ile hiçbir ilgisi kalmamış yollardı artık. Zaten o düş de çoktan unutulmuştu. Onlarınkine benzer bir düş gören yeni erkekler geldi başka ülkelerden, Zobeide kentinde düşteki yollardan bir şeyler buluyor, peşinde oldukları kadının izlediği yola iyice benzesin, kaybolduğu noktada kadına hiçbir kaçış yolu kalmasın diye kemerlerin, merdivenlerin yerini değiştiriyorlardı. Kente ilk gelenler, bu insanları Zobeide’ye, bu çirkin, tuzak kente çeken şeyi anlayamıyorlardı”

“Atlasın şöyle bir özelliği var: henüz bir biçimi, bir adı olmayan kentlerin biçimini ele veriyor. İç içe kanallarıyla yüzünü kuzeye dönmüş hilal şeklinde, Amsterdam biçiminde bir kent var: Prenslerin, İmparatorun, Senyörlerin kenti; yüksek fundalıklar arasına kurulmuş, surlarla çevrili, kuleleriyle dimdik York biçimindeki kent var, adına New York da denilen, iki nehir arasındaki uzun bir adanın üzerindeki Broadway dışında, hepsi dümdüz, derin kanallara benzeyen yollarıyla, cam ve çelik kulelerle tıklım tıklım New Amsterdam biçiminde bir kent var. Biçimler her iyiler kentinin tohumunda bir kötü tohum gizli; iyi olmanın verdiği güven ve gurur bu tohum: gereğinden fazla iyi olduklarını iddia edenlerden de iyi olmak. Çünkü bu güven ve gurur, kin, rekabet, misilleme gibi duygulara dönüşecek, kötülerden küçük intikamlar alma gibi doğal bir arzu, onların yerinde olma ve aynı şeyleri onlara yapma tutkusu haline gelecektir. İlkinden daima farklı olsa da, bir başka kötüler kenti, kötü ve iyi Berenice’lerin çift katlı kılıfında kendine bir yer açar böylece. Ve Polo “Biz canlıların cehennemi gelecekte var olacak bir şey değil eğer bir cehennem varsa, burada, çoktan aramızda; her gün içinde yaşadığımız, birlikte, yan yana durarak yarattığımız cehennem. İki yolu var acı çekmemenin: Birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi kabullenmek ve onu görmeyecek kadar onunla bütünleşmek, ikinci yol riskli, sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek.”

 

Bu şehirleri resmeden bir sanatçının da tumblr profilini buraya bırakıyorum.

http://seeingcalvino.tumblr.com/