Etiket arşivi: Fantastik

Anansi Çocukları & Neil Gaiman

18161057

Çeviri: Murat Özbank

Her şey Şişko Charlie’nin, ölen babasının aslında bir tanrı olduğunu öğrenmesiyle başlar. Bu yetmezmiş gibi Şişko Charlie, Örümcek adında gizemli bir kardeşi olduğunu da öğrenir. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır; insanlar için de, tanrılar için de…

Gaiman’ın yazmış olduğu çoğu romanı okudum. Tarzına ve anlatım stiline alışkın olduğumu söyleyebilirim. Fakat Anansi Çocukları’nda Gaiman’ın o bilindik stilinden uzak bir hava vardı. Eğlenceli ve okurken yer yer tebessüm ettiren bir kitaptı. Fakat serinin ilk kitabı olan Amerikan Tanrıları “king size tadelle” iken Anansi Çocukları “bir parça tadelle” gibiydi. Daha tamamlanmış ve kompleks bir romanın devamı niteliğinde reklamı yapılan bir eserin selefi ile aynı tarzda ve tatlılıkta olmasını beklemem ise yanlış olmaz sanırım.

Yine de tek başına ele alındığında Şişko Charlie gibi oldukça beceriksiz bir karakteri, onun şakacı bir tanrı olan babasını ve “Örümcek” gibi sıkıldığımda kaçarım mottosu ile yaşayan bir karakteri anlatırken mizah olmadan da olmaz. Bu kısımda şahsen hayal kırıklığına uğramam kitabın kalitesi değiştirmez.

Geleneksel fantezinin dışına çıkıp, şehirlerde geçen bir hikaye okumak ve çoğu eserin zıttı bir biçimde güçlü olmayan bir kahramanın yol öyküsünü dinlemek istiyorsanız Anansi Çocukları tam sizin kitabınız.

Çöl Mızrağı (İblis Döngüsü #2) & Peter V. Brett

*İlk kitabı okumadıysanız doğal olarak spoiler içerir.

*Serinin birinci kitabı olan Dövmeli Adam ile ilgili yazım için tıklayın.

Çeviri: Mert Dengiz

BAZEN KARANLIKTAN KORKMAK İÇİN ÇOK İYİ BİR SEBEP VARDIR!

Güneş insanlığın üzerinde batmaktadır. Gece artık güneş batarken yerden yükselen obur iblislere aittir. Yaratıklar, kadim ve yarı yarıya unutulmuş güç sembollerinin arkasına saklanmak zorunda kalan ve sayısı gittikçe azalan insan nüfusunu avlamaya devam etmektedir. Muhafaza denen bu güç sembolleri, yalnızca iblisleri uzakta tutmaya yaramaktadır, fakat efsanelerde bir Kurtarıcıdan söz edilmektedir: bir zamanlar tüm insanlığı tek bir çatı altında toplayıp iblisleri yenilgiye uğratan, kimilerinin peygamber dediği bir generalden. Ancak o günler, gerçekten yaşanmışsa bile, çok gerilerde kalmıştır. İblisler geri dönmüştür ve Kurtarıcının geri dönüşü sadece bir masaldan ibarettir yoksa değil midir?

Çöllerin hâkimi, Krasianın savaşçı kabilelerini iblis katili bir orduya dönüştüren Ahmann Jardirdir. Kendini SharDama Ka, yani Kurtarıcı ilan eden Jardir, bu iddiasını destekleyen kadim silahlar bir mızrak ve bir taç taşımaktadır. Ancak kuzeyliler, başka birini Kurtarıcı kabul etmiştir. Kurtarıcılarının adı Arlendir, ancak herkes onu artık Dövmeli Adam olarak tanımaktadır: Derisindeki muhafaza dövmeleriyle tüm iblislere karşı koyabilecek güce erişmiş olan karanlık, korkutucu bir figür. Dövmeli Adam kendisinin Kurtarıcı olduğunu reddeder, ancak yaptıkları bunun aksini söylemektedir. Bir zamanlar SharDama Ka ve Dövmeli Adam aynı saflarda dövüşmüşler, dost olmuşlardır. Şimdiyse birbirlerinin can düşmanlarıdırlar. Onların arasında ise, insana has dayanma gücünün sınırlarına itilmiş genç ve güzel bir kadın olan Renna; muhafaza yapma yetenekleri Dövmeli Adamınkileri bile aşan gururlu ve güzel şifacı Leesha; ve tekinsiz müziğiyle iblisleri yatıştırabilen ya da onları delirtip birbirlerine saldırtabilen gezgin kemancı Rojer bulunmaktadır. Ancak, eski ittifaklar sınanıp yenileri kurulurken, hepsi önceki yaratıkların tümünden daha zeki ve daha ölümcül olan yeni bir iblis türünün ortaya çıkışından habersizdir.

Peter V. Brett

Peter V. Brett

İlk kitap olan Dövmeli Adam‘ın bıraktığı yerden devam eden Çöl Mızrağı İblis Döngüsü’nün Arlen’in değilde, insanların nüveliklere karşı verdiği hayatta kalma savaşının hikayesi olduğunu gösteriyor. Eğer tek karakter ve onun çevresindekileri anlatan kitaplardan hoşlanıyorsanız bu seri size göre değil.

Çöl Mızrağı iblislerin sosyal yapısı, hiyerarşileri hakkında biraz daha fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Böylece insanlığın en büyük düşmanının toplumsal yapısı hakkında fikir sahibi olmaya başlarken insan denilen yaratığın hiç bir zaman kendi bencil çıkarlarından vazçemeyeceğini görüyoruz.

Aslında Brett seri boyunca kabada olsa dini inanışlar üzerinden iki taraflı bir hikaye anlatmaya çalışıyor. Krasia(İslam), Yeşildiyarlıları (Hristiyan) olarak lanse edilmiş. Kendisi bu fraksiyonları bir çok kültürden etkilenerek oluşturduğunu söylesede genel hatlar itibari ile benzerlik şüphe götürmez. Bu grupların üzerinden bir peygamber, mesih inanışı üzerinde süregelen hikayeye sahip. Özellikle ikinci kitabın Ahmann Jardir üzerine olması ile bu ayrımı daha net görülebiliyor. Brett, serinin “iyi” ve “kötü” olarak bellediğimiz karakterlerinin eylemlerinin nedenlerini de öğrenerek onları yargılamayı ve sıfatlandırmayı okuyucuya bırakıyor.

Kitapta herkes gibi benimde oldukça eksik bulduğum ve yakındığım şey romantizmin ve kadın karakterlerin oldukça güçsüz durması idi. Leesha dışında kadın karakterleri okurken tepkiler ve etkileşimlerini anlamakta oldukça zorlandım. Tabii burada benim kadınlarla olan tecrübelerimde önemli bir kriter olabilir:)

Çöl Mızrağı eğer bir delilik yapıpta serinin ilk kitabını okumadan başladığınız bir eser ise en kısa sürede ilk kitabı da alın ama eğer ilkini okuduysanız kaçırmadan Çöl Mızrağı’na başlamanızı tavsiye ederim.

Resim: miguelcoimbra.deviantart.com

Resim: miguelcoimbra.deviantart.com

Astıktan Sonra (Kadim Kanunlar #2) & Joe Abercrombie

Çeviri: Can Besen

Düşmanlarımızı Mutlaka Affetmeliyiz Ama Onları Astıktan Sonra

Kendi kanını görmemiş veya rakibin ağırlığını üzerinde hissetmemiş biri, savaşa uygun değildir.

Müttefiklerinize güvenemiyorsanız ve lideriniz, arkasında hiç iz bırakmadan ortadan kaybolduysa, düşmanlar ve hainlerle kuşatılmış bir şehri nasıl savunabilirsiniz?
İşte Üstat Glokta’nın uykularını kaçıran sorun bu! Acımasız işkencecimiz, elinde olsa ardına bile bakmadan koşarak kaçacaktı. Tabii değneksiz yürüyebilseydi.

Kuzeyliler, Angland sınırına dayanmıştı ve bu donmuş topraklara ölüm saçıyorlardı. Veliaht Prens Ladisla, Kuzeyliler’i püskürtmeye ve ölümsüz bir zafer kazanmaya kararlıydı. Ancak önünde büyük bir engel vardı. Emrindeki ordu, dünyanın en kötü silahlarına, en kötü eğitimine ve en kötü idaresine sahip askerlerden oluşuyordu.

Mecusların İlki Bayaz ise, geçmişin kalıntıları arasında, tehlikeli bir görev için bir grup cesur macerapereste liderlik ediyordu. Güney’in en nefret edilen kadını, Kuzey’in en korkulan adamı ve İttifak’ın en bencil çocuğu tuhaf ama ölümcül bir anlaşma yapacaktı. Birbirlerinden bu kadar nefret etmeseler, insanlığı Ölüyiyenler’den bile kurtarabilirlerdi.

Eski sırlar açığa çıkacak… Kanlı savaşlar kazanılacak ve kaybedilecek…
Amansız düşmanlar affedilecekti.
…Tabii asıldıktan sonra!

Joe Abercrombie

Joe Abercrombie

Serinin ilk kitabı hakkındaki yorumuma ulaşmak için: Şiddetin Tohumu

İlk kitapta görevleri adına bir araya gelen ve uyumlarına adına siyah-beyaz gibi olan grubun yabanda ve Eski İmparatorluğun topraklarında yaptıkları uzun yolculuğu anlatan serinin ikinci kitabı olan Astıktan Sonra dilimize kazandırıldı ve bende okuma şansına nail oldum.

Kitap boyunca değiş-tokuş bir şekilde devam eden 3 farklı ana konu vardı. Bunlar, Binbaşı West ve onun Kuzey’in Kral’ına karşı verilen savaştaki İsimli Adamlar’la ile birlikte oynadığı rol, Üstat Glokta’nın ve onun umutsuz bir savaşta yapacakları, hainleri ortaya çıkarması ve dünyanın değiştiğini tecrübe etmesi, Güney’e karşı olan savaşta üstün bir konuma geçmek için asla sahip olunmaması gereken bir silahı arayan Bayaz ve çetesiydi.

İlk önce, Binbaşı West ve Kuzey’in İsimli Adamları’nın hikayesinden bahsedersem; serinin ilk kitabında akılda kalıcı olduklarını düşünmediğim iki karakter olan Köpekadam ve Collum West’in bu kitaptaki değişimleri ile karakterlerinin daha derin tahlili sayesinde bu ikisinin olay örgüsünün bulunduğu kısımları zevk alarak okudum. West; soğuk, açlık ve kibirli insanların kafa ütülemesi bir adamı sınıra itmesinin güzel bir örneğiydi. Köpekadam; uzun zaman boyunca güçlü liderlerin yanında durmanın karakterinizi şekillendirmesi adına önemli bir etmen olduğunun bir örneğiydi.

Glokta, her iki kitapta da favori karakterimdi. Tüm seri boyunca da bunun değişeceğini sanmıyorum. Diğer kitabın bıraktığı yerden, hainleri bulup İttifak adına cezalandırmak, zaten kaybedilmiş bir kenti biraz daha elde tutarak daha fazla adamın ölmesine neden olmak amacı ile işe yaramaz bir şehre gönderilmişti. Glokta, hikayenin başlangıcının çok öncesinde kaybettiği görkemi, şanı, kadınları hatırlamasını ve işkencenin insana neler yapabileceğini göstermesi adına temsili bir karakter olmasının yanı sıra ara sıra da olsa “iyi insanların” yapacağı davranışlar göstererek beni şaşırtmadı desem yalan olur. Hele kafasının içinden geçen italik karakterlerde yazılmış satırlar tam bir şaheserlerdi.

Öykünün bir diğer yönlendiği kısım ise Bayaz ve onun çetesinin “Tohum” adı verilmiş bir silah, nesne vs. isimleri verilmiş bir şeyi arayışlarını uğruna çıktıkları yolculuktu. Bölümler daha çok Logen Dokuzparmak’ın ağzından anlatılsalar da diğer karakterlerde bayağı yer bulmuşlardı. Serinini şekillendiği evreni, güç dengelerini, tarihini öğrenmek adına paha biçilmez kısımlara sahip olsa da hikayeleri anlatan genellikle Bayaz olunca o adama güvenmemek konusunda tecrübelere sahip okuyucular olduğumuzdan pekte seçici davranamadım. Hikayenin bu örgüsü sonlandığında Abercrombie bir lanet okuyup, kitabı o kısımda kapatıp bir süre dokunmadım. Neredeyse 1000 sayfadan fazla kurulan bir örgünün böyle dağılması ucuzca bir hamle gibi geldi.

Abercrombie’nin hataları yok desem yalan olur. Erkek karakterleri harika bir şekilde biçimlendirmiş ve onlara oluşturduğu arkaplan neredeyse kusursuz denilebilecek düzeydeydi. Fakat aynı şeyi kadın karakterler için söyleyemeyeceğim. Kadın karakterler bu serinin iki kitabında da karikatürize edilmekten öteye gidememişler. Şahsen serinin en büyük eksiğinin “güçlü” bir kadın karakter eksiği olduğunu düşünüyorum.

Astıktan Sonra, serinin ikinci kitabı olarak hikayeyi birincinin kaldığı yerden devam ettiriyor. 1. ve 3. kitap arası bir köprü, geçiş görevi gördüğünü de göz önüne alırsam yeterli ve keyifli bir okuma sundu. Eğer Kadim Kanunlar serisine ilk kitabı olan Şiddetin Tohumu’nu okumuş ve sevdiyseniz hiç vakit kaybetmeden devam etmenizi tavsiye ederim. Şayet ilk kitabı okumadıysanız, çok şey kaybediyorsunuz.

Not: Çevirmen değişmesine rağmen büyük bir fark hissetmiyorsunuz. İlk kitabı okumamın üzerinden biraz geçmiş olması da bir etken olabilir. Kapak seçimi seriye hiç yakışmıyor. İlk kitabın kapağı bile bundan çok daha iyiydi. Bu canlı renkler yerine donuk, mat, grimsi renklerle bezeli bir kapak çok daha iyi olurdu.

We-should-forgive-our-enemies-but-not-before-they-are-hanged-Heinrich-Heine-quote

Locke Lamora’nın Yalanları & Scott Lynch

Çeviri: Cihan Karamancı

Çeviri: Cihan Karamancı

Camorr şehri, tarihi boyunca pek çok soysuzluğa, yolsuzluğa, uğursuzluğa, hırsızlığa tanıklık etmiş, büyülü atmosferinde her birini tek tek sindirebilmiştir; Camorr’un Belası’nın ismi şehrin nemli duvarlarında yankılanana dek… Camorr’un Belası’nın yenilmez bir silahşor, usta bir hırsız, duvarlardan geçebilen bir hayalet ve fakirlerin dostu olduğu söylenir. İşte o efsanevi “Bela” narin yapılı, gözü kara ve becerikli Locke Lamora’dır. Locke kimsenin beceremediği bir ustalıkla zenginleri soymasına rağmen, bir başka efsanedeki büyük okçunun aksine çaldıklarından fakirlere tek bir kuruş bile koklatmaz. Locke’un tüm kazancı kendisi ve isimlerinin hakkını fazlasıyla veren hırsızlar çetesi Centilmen Piçler içindir.

Onların sahip olduğu tek ev olan ve her türlü dümen, hile ve numaralarını gerçekleştirdikleri kadim Camorr şehrinin kaprisli ve renkli yeraltı dünyası, içten içe çürümekte ve gizli bir savaş yüzünden parçalanmaktadır. Tek ayak üzerinde onlarca yalan söyleyen Locke ve çetesi, bu büyülü dünyada bu kez tek ayaklarını bile yere basamadan içerisine düştükleri ölüm oyunundan kurtulmak zorundadır.

Scott Lynch

Scott Lynch

Venedik benzeri -en azından okuduklarımdan, izlediklerimden ve duyduklarımdan yol çıkarak- bir şehir olan ve insan ırkından daha eski olan “Atalar” adı verilen bir ırk tarafından insanların henüz çözümleyemediği ama kullanmaktan da kaçınmadıkları teknoloji ve yapıların bulunduğu bir şehir olan Camorr’da geçen bir hikayemiz var. Diyar diyar gezen, kendini kötülüğü kovmaya adamış çiftçi bir çocuk yerine yetim, çelimsiz zekasından başka bir yeteneği olmayan bir hırsız olan Locke Lamora ve onun muhteşem isimli çetesi “Gentleman Bastard” ise ana kahramanlarımız diyebilirim.

Lynch, kitap boyunca süregelen hikayeyi, aksiyon seviyesi ve çözülme noktaları bakımından hep belli bir çıtanın üzerinde tutabilmiş. Ana kahramanımızın geçmişi, nedenleri, hırsları ve tek başına bir karakter olabilecek kadar iyi yazılmış olduğunu düşündüğüm Camorr şehrinin işleyişi, toplum yapısı hakkında fikirler vermek adına öykünün içine yedirilmiş olan “ARA” adı verilmiş kısımlar hem yeterli miktarda hem de iyi kurgulanmışlardı.

Locke Lamora ve çetesi, onlar bir dolandırıcılar ve eğer zeki değilseniz dolandırıcı olamazsınız. -Henüz kimseyi dolandırmadım bu düşüncem tamamen bir tahmindir.- Fakat tek başına zekanın yetmediği yerde ise cüretkar hamleleri ile başlarını hem derde sokup sonunda bir şekilde de kurtuluyorlar. Lamora muhteşem bir yalancı olmasının yanı sıra o kadar sıradan ve dikkat çekmeyen birisi ki bin bir türlü kılığa girebiliyor. Eğer elinizde zeki, cüretkar, iyi bir yalancı olan karakterler var ise onların karşısına çıkardığınız kötü adamların ise ya aynı karakter kağıdına sahip olması yada ellerinde bir üstünlük olması gereklidir. Lynch, burada büyüyü kullanarak işin içinden alnının akıyla çıkmış diyebilirim.

Her şey bir yana kitabın en başarılı olduğu kısım ise karakterleriydi. Hepsi iyice düşünülmüş. Hikayenin anlaşılabilirliği adına okuyucunun ne bilmesi gerekiyorsa, en az o kadar bahsedilmiş. Seri olarak planlanan bir eser olduğu içinde bazı ipuçları oraya buraya atılmışlar. Özellikle tüm kitap boyunca adı geçen ama gözükmeyen Lamora’nın aşık olduğu Sabetha gizemi var. Fakat eğer mesele çok uzarsa o karaktere karşı olan tüm merakıma rağmen bunun oldukça yanlış bir hamle olabileceğini düşünüyorum.

Diğer yandan diyaloglardan hoşlanmadım. Nüktedanlık, hazır cevaplık oluşturmaya çalıştığını görebiliyorum ama çoğu konuşma çizgi roman seviyesindeydi. Nasıl yazacağımı bilmiyorum ama sanki ucuzlardı. Kitabın sevmediğim tek yanı buydu.

Son olarak Locke Lamora bir kesinlikle bir Robin Hood hikayesi değil. Çünkü eğer parayı zenginlerden alıp fakirlere verse istenmeyen dikkat çekebilirler. Hem fakirler kendileri içinde çalabilirler değil mi? Lamora sadece plan yapmayı, meydan okumayı ve “korunan” zenginlerin fazla olan paralarını almayı seviyor. Locke ve Centilmen Piçler bir ahlak pusulasına sahipler ama kendilerini riske atacak kadar da değil.

İthaki Yayınları tarafından sevmediğim ama eğer üzerine o şekilde yazı basılmasa kabul edilebilir olan iğrenç bir kapak ile yayımladığı Locke Lamora’nın Yalanları, fantastik edebiyat sever herkese tavsiye edebileceğim bir eserdi. Çevirisi akıcı ve güzel olan, tuğla kalınlığında olmayan, sıkmayan biraz farklı bir kitap arıyorsanız tam size göre diyebilirim.

Dövmeli Adam (İblis Döngüsü #1) & Peter V. Brett

Çeviri: Mert Dengiz

Üç genç insan bir araya gelerek insanlığa son bir kurtuluş şansı sunacak, karanlığa omuz omuza göğüs gerecektir.

On bir yaşındaki Arlen, küçük orman köyü Tibbet Deresi’nden yarım günlük mesafede bulunan çiftlik evlerinde ailesiyle birlikte yaşamaktadır. Ne var ki Arlen’ın yaşadığı dünyada, akşam karanlığının bastırmasıyla birlikte yerden garip bir sis yükselir ve bu sis, yaşayan tüm canlılara saldırıp karınlarını vahşice doyurmak isteyen aç nüvelikleri de beraberinde getirir. Bu korkunç iblislerle, ölümlülerin silahlarını kullanarak mücadele etmek hemen hemen imkânsızdır. O yüzden, insanların, büyülü muhafaza sembollerinin arkasına sığınıp, yaratıklar şafağın sökmesiyle beraber tekrar Nüve’ye dönene kadar koruma düzeneklerinin saldırılara dayanması için dua etmekten başka hiçbir seçenekleri yoktur. Daimi bir korku içinde yaşamanın kader olmadığını düşünmeye başlayan Arlen ise, kendini farklı bir yol izlemek zorunda hisseder. Nüveliklere karşı savaşılmalıdır!

Küçük bir kasaba olan Ormancı Çukuru’nda, Leesha’nın geleceği basit bir yalan yüzünden paramparça olur. Kasaba ahalisinin gözünde küçük düşen Leesha, nüveliklerden bile daha korkutucu olan yaşlı bir Otacı Kadın’ın bakımını üstlenerek kendini kasabalıların imalı bakışlarından uzak tutmaya çalışır. Otacı’nın yanında geçirdiği uzun yıllar süresince de tehlikeli ve kadim bilgilerin koruyucusu haline gelir.

Bir iblis saldırısında hem öksüz hem sakat kalan minik Rojer ise, kendini Jonglörlük sanatında geliştirip keman çalmakta ustalaşarak hayattaki kimsesizliğini unutmaya çalışır. Ne var ki sahip olduğu eşsiz yetenek, ona, gecenin karanlığı karşısında beklenmedik bir üstünlük kazandırır.

Peter V. Brett

Peter V. Brett

Güzel bir seri olacağını okuyarak görüyorsunuz. Kurulan evreni, karakterleri ve anlatımı ile oldukça tatmin edici bir romandı.

Karakterlerin trajik geçmişlerini, hapsoldukları yaşamın veya çevrelerinin dışına açılmaları anlatırken oldukça akıcı ve sıkmayan bir anlatım vardı.

Farklı karakterlerin hikayelerini zarifce birbirine bağlayan yazar kitap boyunca birçok zaman atlaması yapıyor. Bu zaman atlamalarının bazısını açıkcası okumak istiyorsunuz. Kısada olsa bir bölüm ayrılabilirmiş diyorum. İlginç bir şekilde -Kitapların uzunluğundan yakınan birisiyim.- daha uzun hatta iki kitaba bölünecek kadar daha hikaye çıkardı. Yine aksiyonu sürekli olan bir eserdi. Günün bitip gecenin başlaması ile zaten kitabın heyecanı doruk noktaya ulaşıyordu.

Karşılaştığı engelleri kolayca geçemeyen ve yazar tarafından öldürmekten çekinilmeyen karakterleri, hızlı ve akıcı hikayesi ve iyi kurgulanmış evreni ile Dövmeli Adam fantastik severlerin okunması gereken bir kitap olmuş.

Resim: miguelcoimbra.deviantart.com

Resim: miguelcoimbra.deviantart.com

Kan Şarkısı ( Kuzgunun Gölgesi #1) by Anthony Ryan

Çeviri: Barış Tanyeri

Vaelin Al Sorna, annesinin ölümünün yarattığı üzüntüyü henüz üzerinden atamamışken, kendisini İtikad’ın koruyucusu Altıncı Nişan’ın kapısında, Kral’ın Savaş Lordu olan babası tarafından terk edilmiş olarak bulur. Nişan’a adım attıktan sonra ise artık hayatı eskisi gibi olmayacaktır. Bu inanç koruyucusu savaş okulunda ölümcül sınavlarla boğuşurken, dövüşmenin yanı sıra kardeşliği, sadakati, karanlığı, ihaneti ve hayatta kalmayı öğrenir. Diyardaki kardeşleri ise onun tek ailesidir. On yaşında o kapıdan adım atan çocuk, genç bir adam olduğunda, Diyar’ının en tanınmış figürlerinden biri haline gelmiştir. Krallarla pazarlık yapar, ordular yönetir ve Diyar’ın kâbuslarından Karanlık’la başa çıkmaya çalışır. Artık sadece Diyar’ının değil, tüm dünyanın kaderi onun ellerindedir. Her şeyden öte, Vaelin’in zorlu hayatında böylesine yükselmesini sağlayan gizli ve karanlık bir gücü vardır: Kan Şarkısı.

Anthony Ryan

Anthony Ryan

Öncelikle kapak tercihini bu yönde kullanan yayınevini kınıyorum. İğrenç bir kapak olmuş. Başka bir kapakla da basılmayacağını düşünürsek açıkcası yazık oldu.

Kitaba gelince, öncelikle geleneksel bir epik fantastik bir eserdi. Indie olarak başlaması ve çöplüğe dönmüş bir türde bu derece iyi bir eser olması ile nadide bir parça olduğunu gösteriyor.

Anlatımı akıcı -çevirisinin de iyi olması ile- , hikaye aksiyon ve gizem dolu idi. Aynı zamanda bunların dozunu da kaçırmaması ile sayfa çevirten bir kitaptı. Bu tarz tuğlamsı kalınlığa sahip kitapların düştüğü en büyük hata bazen hikaye veya karakter gelişimi ile hiç alakası olmayan, uzun, gereksiz kısımlar bulundurmalarıdır. Kan Şarkısı’nda ise bu neredeyse yok denecek kadar azdı. Uzun sayılabilecek bir zaman aralığını konu edinse de bölümler arasında bağlantı iyi kurulmuştu. Karakter üzerine süregelen bir hikayeye sahipti. Ana ve yan karakterler üzerinde iyice düşünüldüğü de belliydi.

Kan Şarkısı, büyü, kılıç, savaşlar, ihanetler, entrikalar ile dolu, hızlı hikaye ilerleyişine sahip, harika karakterleri ile şiddetle tavsiye ettiğim bir kitaptır.

Aqua Knight (KISHIRO Yukito)

Water World and Poop
   Her tarafının okyanus olduğu bir adada küçük bie çocuk ve babası eğlenceli bir hayat sürmektedir. Bir gün küçük çocuk denizde bir zırh bulur ve maceralar başlar. Vallahi, anlatılacak çok bir şey yok. Tanıtımı kısayken kendi daha kısa…
   Güzel bir fantastik dünya yaratılmış. Ciddiyetten uzak bir anlatımla hikayenin arkaplanı, mitolojisi verilmeye çalışılmış. Buna rağmen arkada bulunan sistematik yapılanmanın çok daha iyi olabileceğini düşünüyorum. Bir de neredeyse serinin en boktan karakteri başrol oluyor. Kaldırmadım.Hikaye biraz daha ciddi anlatılsa çok daha başarılı olurdu. Devam etse, uzun soluklu ve başarılı shonunen serilerden birisi olabilirmiş. Komedi unsuru çok zayıf olmasına rağmen. Bok esprileri çok kütüydü. Herneyse kısa, tadımlık bir shounen arıyorsanız size göre..
   Yanlış hatırlamıyorsam, Kevin Costner reisin Water World diye bir filmi vardı. Böyle heryer sularla dolmuş.. Ulaşım, beslenme neredeyse herşey denizden sağlanıyordu. Bundan neden bahsettim, fikrim yok. (Kültürlü biriyim, tabii ki!)   Aqua Knight (***) kısa, komedisinin herkese hitap etmediği, bok esprileri havada uçuşan ama iyi bir arkaplan evrene sahip bir seri ki okumak veya okumamak önemli değil. Birşey kazanmaz veya kaybetmezsiniz.

Bilge Adamın Korkusu & Patrick Rothfuss

Bilge Adamın Korkusu & Patrick Rothfuss (Kralkatili Güncesi, 2. Gün )

Bilge Adamın Korkusu  Patrick Rothfuss

Kitapyurdu.com’dan satın Almak İçin Üstteki Resime Tıklayabilirsiniz.

Bu yazıyı yazalı bayağı olmuştu. Taslaklarda durup duracağına bilgi yayınlamak daha iyidir dedim. Haddim olmadan bir eleştiri yaptım. İlk kez bir kitap hakkında bu kadar uzun bir şey yazdım. Hata görürseniz lütfen uyarın. Yorum yapmaktan da sakınmayın…

Başlangıç olarak, standarttan daha uzun bir kitap olduğunu söyleyeyim. Amiyane tabirle tuğla gibi kitap. Açıkcası yayınevinin kitabı ikiye bölmesinin beklerdim. Fiyat hakkında da biraz dert yanayım. Heyacanla beklediğim kitabı almak için aylarca beklemek zoruında kaldım. Fiyat ilk çıktığında benim için dudak uçuklatıcıydı. Öğrencilik zor iş!

 Uzun olmasının nedeni ise ayrıntılarla bezeli olması. Bu ayrıntıların kimi bölümde çok can sıkıcı kimisinde ise gereksiz olduğunu düşündüyorum. Kimse Kvothe veya Kote’nin seks hakkında ki düşüncelerini yada bakirliğini nasıl kaybettiğini bu kadar detaylı okumak istemez. Ara sıra “Herif kendine harem kuracak, bu gidişle!”  diye düşündüm.

Okumaya devam et

ID:The Greatest Fusion Fantasy (Kenny A.T. & KIM Daewoo)

1

“Gender Bender akar!”

MU: ID:The Greatest Fusion Fantasy

Novelden mangaya dönüştürülen eserlerden birisi diyerek başlayalım. Asıl elemanız Chun-wa kendini bir anda yabancı olduğu bir dünyada bulur. Yoldaşları ile tanışır ve dikkat çekmemek için Id isimini seçer. Neden bu dünyaya geldiğini, amacını ararken kendine edindiği dostlarına yardım eder, düşmanlar kazanır ve dağları yok eder. (bu kısım ilginçti be!) Bu dünyada zibilyon tane fantastik yaratık vardır.

Okumaya devam et

Tower Of God (Slave In Utero)

Tower Of God

Tür: Manhwa, Aksiyon, Macera, Fantastik, Romantizm,

Yazar: Slave in Utero

Çizer:Slave in Utero

Durum: Devam Etmekte.

Bölüm Sayısı: Cilt 2- Chapter 87

Karne: Cilt 2-Chapter 87

Okumaya devam et