Etiket arşivi: Eleştiri

Bitmeyen Savaş (Bitmeyen Savaş #1) & Joe Haldeman

Çeviri: Ardan Tüzünsoy

Er William Mandella, kendisine rağmen bir kahramandır, istemediği halde seçkin askerlerden oluşan özel bölüğe alınır ve binlerce yıl uzaktaki bir savaşta çarpışmak üzere zaman ve uzayda fırlatılır. Asla savaşa gitmek istememişti. Yine de görevini kin tutmadan yerine getirir, yaşadığı sürece rütbesi yükselir. Döndüğünde Dünya’yı bıraktığı gibi bulamaz… Uzay yolculuğundaki zaman genişlemesinden ötürü, Mandella aylarla yaşlanırken dünya yüzyıllarla yaşlanır… Vietnam’da savaşmış bir bilimkurgucunun geçmişle geleceği kaynaştıran romanı.

Resim: Joe Haldeman

Resim: Joe Haldeman

Bitmeyen savaş, iki ırkın birbiri ile iletişim kuramamasından dolayı görelilik ile yüzyıllarca savaşmasını anlatıyor.

Haldeman’ın kendisi bir savaş gazisi ve kitabında bu savaş boyunca kafasından geçenleri, hissettiklerini zaman üzerindeki oynamalarla konu edindiği Mandella’nın dünya dışı bir ırka karşı savaşması üzerinden aktarıyor. Bunu yaparken aslında dünyadaki savaşların ardında yatan temel neden olan ekonomiden ve savaşın insanlara, toplumlara ve ahlaka neler yaptığı üzerine fikirler sunuyor.

Mandella iyi bir karakter, tüm savaşı onun gözünden izlemek, nedenlerini ve askeri yapı üzerine düşünceleri ile de okuması zevkli bir karakter. Kitap askerliği tüm yönleri ile ele alıyor. Eğitim, sıcak temas, çatışmayı bekleme, geri dönüş, uyum sağlayamama, yeniden deneme, gazi olmak, rütbe yükselmesi vs. Böylece bir askerin eğitime alındığı ilk andan son anına kadar düşündüklerini, yaşadıklarını okuma şansına eriyoruz. Haldeman bir röportajında aslında kitabının savaş-karşıtı ama askerlik karşıtı bir kitap olmadığını söylüyor. Askerlerin kariyerleri boyunca yaşadıkları travmalar üzerine yazılmış eserlerden biri olduğu da su götürmez bir gerçek.

Kitap boyunca zaman atlamaları dolayısıyla yer yer kafam bulandı ama kendimi hikayenin sahip olduğu ilginç aksiyona bıraktığımda bu da pek sorun olmadı. Sıkmayan ve devam konusunda sıkıntılı olmayan bir hikayesi var.

Bitmeyen savaş yabancılaşma ve sosyal gözlemler adına üst seviye bir kitaptı. Bunun yanı sıra yazıldığı yıl itibari ile ele alınması zor bir konu olan homoseksüel bireyleri konu edinmesi ve bunu doğum kontrolü için bir önlem olarak düşünmesi -heteroseksüelliğin iyileştirilebilir olması- ise cesurca ama zorlama bir hamleydi diye düşünüyorum. Haldeman aslında eşcinselliği Mandela’nın izole olduğunu ve koca bir grupta farklı tek birey olmasını daha iyi anlatmak için kullandığını ifade ediyor. Bu gözle bakarsanız aslında insanların bulundukları gruptan farklı olması ve bunun tedavi edilebilir bir hastalık olarak görülmesi oldukça ilginç bir mecaz kullanımıydı.

Savaşın anlamsızlığını, pasifist olmasına rağmen, ülkesinde uzakta, yabancı topraklara savaşması için gönderilen ve geri dönen bir gaziden daha iyi kim anlatabilir. Üstelik bunu yaparken bilimkurgu ile bu fikirlerini birleştiriyor. Okuru da boğmayacak bir eser olan Bitmeyen Savaş, kesinlikle okunması gereken bir kitap diye düşünüyorum.

Resim: badbrushart.deviantart.com/

Resim: badbrushart.deviantart.com/

Reklamlar

Leviathan Uyanıyor (Enginlik #1) & James S.A. Corey

Çeviri: Cihan Karamancı

İnsanlık güneş sistemini —Mars’ı, Ay’ı, Asteroit Kuşağı’nı ve de ötesini— kolonileştirmiştir. Fakat yıldızlar hâlâ erişilmezdir.

Jim Holden Satürn’ün halkaları ile Kuşak’taki maden istasyonları arasında mekik dokuyan bir buz şilebinin idari subayıdır. O ve mürettebatı Scopuli adındaki terk edilmiş bir gemiye rastladıklarında kendilerini hiç istemedikleri bir sırrın içinde bulurlar. Bu birileri için uğruna cinayet işlenecek bir sırdır—hem de Jim ile mürettebatının hayal bile edemeyecekleri bir ölçekte. Jim gemiyi oraya kimin ve niye bıraktığını bulamazsa güneş sisteminde savaş çıkacaktır.

Dedektif Miller bir kızı aramaktadır—milyarlarca kişilik bir sistemdeki tek bir kızı. Fakat kızın ailesinde para boldur ve parayı veren düdüğü çalmaktadır. İpuçları onu Scopuli’ye ve isyancı sempatizanı Holden’a çıkardığında Miller bu kızın tüm olup bitenlerin anahtarı olabileceğini anlar.

James S.A. Corey

James S.A. Corey

*James S.A. Corey aslında iki yazarın ortak olarak yazdıkları seride kullandıkları mahlaslarıdır. James, Daniel James Abraham’dan, Corey ise Tyler Corey Franck’dan gelir. S.A. ise Abraham’ın kızının adıdır.

Bu incelemede artı eksi benzeri bir yazı yazmak istedim.

Öncelikle ben bu tarz kolonilerin ve istasyonların Dünya’ya gezegenine düşman oldukları eserleri severim. Nedense insan doğasını daha iyi anlattıklarını düşünürüm. Sonuçta hepimiz benciliz. Bu tarz bir anlatım seçmesi kitap açısından benim için artı değerdi.

Diğer yandan karakterlerin geliştiğini görmek zordu. İki ana karakterde bana pek çekici gelmediler. İdealizmin gözünü kör ettiği ortalama bir kaptanın ve takıntılı ama neye, niçin, nasıl takıntılı olduğu anlaşılmayan bir eski polisin yarım yamalak karakterler olduklarını hissettim. Eh, bu da bir eksi sayılır.

Sıradaki: Neden bu kadar uzun? Kitap boyunca varlıkları bir enstantene, kısa bir cümle ile açıklanabilecek karakterlere, olaylara ayrılmış en az 150 sayfa vardı. Uzun kitapların iyi kitaplar olduğunu düşünmek kadar basit bir yaklaşıma sahip olmadığım gibi, yazarlarda benim gibi düşündüğüne de eminim. Kitabın sonu ise, devam kitabı çıkarabilirsiniz ama böyle ucuz çizgi roman veya klasik tv-dizisi bitirme hamlesine benzer bir son yazmadan bunu yapmalısınız.

Sonuç olarak bu kitap benden 2’den fazla 3’ten az bir yıldız aldı. Fakat huyum kurusun devam kitabını okuyarak yarım kalan olayları tamamlarım.

Dediğim gibi, Leviathan Uyanıyor, evreni güzel olmasına rağmen, karakterlerinden hoşlanmadığım ve politik veya askeri yönden sıradan ve hikayenin şoke edici yanlarının zayıf olduğuna inandığım bir kitap oldu.

Resim: Daniel Dociu

Resim: Daniel Dociu

Uzayda Piknik & Arkady Strugatsky, Boris Strugatsky

Çeviri: Nil Okman

Uzayda Piknik, Sovyet bilimkurgu yazınının dünyada en çok okunan yazarları Ştrugatski kardeşlerin en ünlü romanıdır.Dünyadışı bir uygarlıktan gelen konuklar, yeryüzünün gelişigüzel birkaç köşesinde yol kenarında piknik yapar gibi bir an konaklayıp gitmişler, ama geride bıraktıkları artıklar, olağandışı teknolojilerinin inanılmaz ürünleri, uğrak yaptıkları yerlerde insan yaşamını, toplum ilişkilerini alt üst etmeye yetmiştir. İnsancı amaçlar, kar ve güç tutkusu, yarışmacılık, silahlanma çılgınlığı, hastalıklı bir toplumda bireylerin çaresizliği ve karanlıkta doğruyu arayışları, Ştrugatskilerin işlediği ana temalardır.

Arkady Strugatsky, Boris Strugatsky

Arkady Strugatsky, Boris Strugatsky

Her insan hayatında bir kez olsun piknik veya benzer birşey yapmıştır. Eğer piknik için gittiğiniz alan kamusal ise “Bulduğun Gibi Bırak!”, “Çöp atmayın!” vb birçok etkinliği tartışılır yazı görmüş ve genel itibari ile dikkate de almamıştır.

Uzayda Piknik’te Strugatsky kardeşlerde eğer bizim pikniklerde yaptığımızın aynısını uzaylı bir ırk yapsa ne olurdunun cevabını tartışmışlar. Daha önce Anglosakson bilim kurgu edebiyatınında ilgisini çekmiş bir eser olmasının yanı sıra birçok uyarlamalara da ilham vermiş.

Kitap boyunca uzaylı ırkın dünyaya yaptığı ziyaretten arta kalanların devletler, şirketler tarafından incelenmesi işlenirken, tehlikeli olan bölgeye girerek hayatları pahasına birşeyler aşırıp satan insanların -cambazların- en gözü karalarından birisi olan Red ana kahramanımızıdı. Red roman kısa olmasına rağmen sırıtmayın bir karakter olmuş, neredeyse hangi durumda ne söyleyeceğini tahmin edebileceğiniz kadar iyi betimlenmiş bir karakterdi.

Strugatsky kardeşler bilim kurgunun bilim kısmını unutmadan biraz mühendislik birazda bilmin sınırları ve ‘akıl’ denilen olgunun insanlık tarafından sadece kendisini betimleyecek biçimde oluşturulduğundan da bahsediyorlar. Ayrıca normal okuyucuyu (kitapları rahatlamak için, zevk alarak okuyanlarınıda) unutmadan aksiyon ve gizemi de es geçmemişler.

Uzayda Piknik, orijinal bir konunun, güzel bir anlatımla buluştuğu ve türde baskın dil olan İngilizce dışında bir eser arayanlar için gözü kapalı tavsiye edebileceğim bir eser.

Resim: 5ofnovember.deviantart.com/

Resim: 5ofnovember.deviantart.com

Omon Ra & Victor Pelevin

Çeviri: Barlas Çevikus

Yeryüzünün en sınır tanımaz ve yaratıcı romancılarından Pelevin bu kez uzaya el atıyor. Sovyet Uzay Programı üzerine acımasız bir hiciv ve tek hayali kozmonot olup uzaya çıkmak olan Omon’un kara mizahla yüklü öyküsü. Fantastik yazının eşsiz örnekleriyle tüm dünyada büyük ilgi uyandıran Viktor Pelevin, saçmalığı estetik sınırlarına vardıran ve eleştirmenlerin Gogol ve Bulgakov’un eserleriyle kıyasladığı şaşırtıcı bir yapıtla bir kez daha Türkçe’de. Yazın tarihinin unutulmayacak serüvenlerinden biri için geri sayım başlıyor.

Victor Pelevin

Victor Pelevin

İlginç bir şekilde kitabın içerisinde yine Pelevin’e ait olan Sarı ok adında bir novellanın çevirisi de var. Burada ikisinden de bahsedeceğim.

Pelevin, Omon Ra’da Sovyetler uzay programının bir propaganda aracı olarak kullanılmasını, yüzlerce insanın yeraltında ıssız mezarlarda halkının daha ileriye gitmesi adına cansız bir şekilde yattığını anlatıyor. Genç bir zihnin hayatının tükenişine doğru ilerlerken düşündükleri veya hayalleri üzerine kurulmuş bir altyapıda muhteşem bir yergi var. Bunu yaparken de taşlamayı ve mizahı o kadar iyi harmanlamış ki öykü boyunca kopmadan rahatlıkla okuyabiliyorsunuz.

Sarı Ok adlı novella da ise yine bir eleştirisini daha hicivleştiren yazar bu kez dini bir grup, sorgulayan bir adam, karanlık işler peşinde bir grup insanı yıkık bir köprüye ilerleyen ve başı sonu belli olmayan bir trende birleştirmiş. Böylece yazım yılının 1993 olmasını göz önüne alarak, Sovyetlerin dağılmasından sonra meydana gelen karmaşaya, boşluğa ve düzensizliğe dem vurmuş.

Omon Ra, güzel bir çeviri ile dilimize kazandırılmış. Rus edebiyatının bilim kurgu ve dalında yazan en iyi yazarlarından birisi olan Pelevin ve Omon Ra -onun en çok bilinen eserlerinden birisi- bu türü seven herkesin bir kez şans vermesi gerektiğini düşündüğüm bir yazar ve kitap ikilisi oldular.

Çöl Mızrağı (İblis Döngüsü #2) & Peter V. Brett

*İlk kitabı okumadıysanız doğal olarak spoiler içerir.

*Serinin birinci kitabı olan Dövmeli Adam ile ilgili yazım için tıklayın.

Çeviri: Mert Dengiz

BAZEN KARANLIKTAN KORKMAK İÇİN ÇOK İYİ BİR SEBEP VARDIR!

Güneş insanlığın üzerinde batmaktadır. Gece artık güneş batarken yerden yükselen obur iblislere aittir. Yaratıklar, kadim ve yarı yarıya unutulmuş güç sembollerinin arkasına saklanmak zorunda kalan ve sayısı gittikçe azalan insan nüfusunu avlamaya devam etmektedir. Muhafaza denen bu güç sembolleri, yalnızca iblisleri uzakta tutmaya yaramaktadır, fakat efsanelerde bir Kurtarıcıdan söz edilmektedir: bir zamanlar tüm insanlığı tek bir çatı altında toplayıp iblisleri yenilgiye uğratan, kimilerinin peygamber dediği bir generalden. Ancak o günler, gerçekten yaşanmışsa bile, çok gerilerde kalmıştır. İblisler geri dönmüştür ve Kurtarıcının geri dönüşü sadece bir masaldan ibarettir yoksa değil midir?

Çöllerin hâkimi, Krasianın savaşçı kabilelerini iblis katili bir orduya dönüştüren Ahmann Jardirdir. Kendini SharDama Ka, yani Kurtarıcı ilan eden Jardir, bu iddiasını destekleyen kadim silahlar bir mızrak ve bir taç taşımaktadır. Ancak kuzeyliler, başka birini Kurtarıcı kabul etmiştir. Kurtarıcılarının adı Arlendir, ancak herkes onu artık Dövmeli Adam olarak tanımaktadır: Derisindeki muhafaza dövmeleriyle tüm iblislere karşı koyabilecek güce erişmiş olan karanlık, korkutucu bir figür. Dövmeli Adam kendisinin Kurtarıcı olduğunu reddeder, ancak yaptıkları bunun aksini söylemektedir. Bir zamanlar SharDama Ka ve Dövmeli Adam aynı saflarda dövüşmüşler, dost olmuşlardır. Şimdiyse birbirlerinin can düşmanlarıdırlar. Onların arasında ise, insana has dayanma gücünün sınırlarına itilmiş genç ve güzel bir kadın olan Renna; muhafaza yapma yetenekleri Dövmeli Adamınkileri bile aşan gururlu ve güzel şifacı Leesha; ve tekinsiz müziğiyle iblisleri yatıştırabilen ya da onları delirtip birbirlerine saldırtabilen gezgin kemancı Rojer bulunmaktadır. Ancak, eski ittifaklar sınanıp yenileri kurulurken, hepsi önceki yaratıkların tümünden daha zeki ve daha ölümcül olan yeni bir iblis türünün ortaya çıkışından habersizdir.

Peter V. Brett

Peter V. Brett

İlk kitap olan Dövmeli Adam‘ın bıraktığı yerden devam eden Çöl Mızrağı İblis Döngüsü’nün Arlen’in değilde, insanların nüveliklere karşı verdiği hayatta kalma savaşının hikayesi olduğunu gösteriyor. Eğer tek karakter ve onun çevresindekileri anlatan kitaplardan hoşlanıyorsanız bu seri size göre değil.

Çöl Mızrağı iblislerin sosyal yapısı, hiyerarşileri hakkında biraz daha fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Böylece insanlığın en büyük düşmanının toplumsal yapısı hakkında fikir sahibi olmaya başlarken insan denilen yaratığın hiç bir zaman kendi bencil çıkarlarından vazçemeyeceğini görüyoruz.

Aslında Brett seri boyunca kabada olsa dini inanışlar üzerinden iki taraflı bir hikaye anlatmaya çalışıyor. Krasia(İslam), Yeşildiyarlıları (Hristiyan) olarak lanse edilmiş. Kendisi bu fraksiyonları bir çok kültürden etkilenerek oluşturduğunu söylesede genel hatlar itibari ile benzerlik şüphe götürmez. Bu grupların üzerinden bir peygamber, mesih inanışı üzerinde süregelen hikayeye sahip. Özellikle ikinci kitabın Ahmann Jardir üzerine olması ile bu ayrımı daha net görülebiliyor. Brett, serinin “iyi” ve “kötü” olarak bellediğimiz karakterlerinin eylemlerinin nedenlerini de öğrenerek onları yargılamayı ve sıfatlandırmayı okuyucuya bırakıyor.

Kitapta herkes gibi benimde oldukça eksik bulduğum ve yakındığım şey romantizmin ve kadın karakterlerin oldukça güçsüz durması idi. Leesha dışında kadın karakterleri okurken tepkiler ve etkileşimlerini anlamakta oldukça zorlandım. Tabii burada benim kadınlarla olan tecrübelerimde önemli bir kriter olabilir:)

Çöl Mızrağı eğer bir delilik yapıpta serinin ilk kitabını okumadan başladığınız bir eser ise en kısa sürede ilk kitabı da alın ama eğer ilkini okuduysanız kaçırmadan Çöl Mızrağı’na başlamanızı tavsiye ederim.

Resim: miguelcoimbra.deviantart.com

Resim: miguelcoimbra.deviantart.com

Karanlığın Sol Eli & Ursula K. Le Guin

Çeviri: Ümit Altuğ

“Bilimkurgu”nun en önemli iki ödülü olan Hugo ve Nebula’yı kazanarak kısa zamanda türünün klasikleri arasına giren Karanlığın Sol Eli, dünyamıza çok benzeyen Kış adlı bir gezegende geçer. Bu gezegende yılın en sıcak zamanlarında bile yarı-kutup iklimi yaşanır ve tüm sakinleri çift cinsiyetlidir (androjen). Cinsel kimliğin bir statü ya da güç aracı olarak kullanılmadığı bu gezegende kişiler yılın belli bir döneminde o anki hormonal durumlarına göre erkek ya da kadın olmaktadırlar. Öyle ki, birkaç çocuk doğurmuş bir ana daha sonra başka çocukların babası olabilmektedir. “Arkadaşlık” ve “sevgililik” arasındaki “boşluk” anlamsızlaşmış; insan düşüncesini belirleyen düalizm eğilimi azalmış; insanlığın güçlü/zayıf, koruyucu/korunan, hükmeden/hükmedilen, sahip olan/sahip olunan… ve benzeri ikiliklerini oluşturan temeller zayıflamış gibidir. Cehaletin, şimdinin, mevcudiyetin ilerlemeden daha gözde olduğu bir gezegendir Kış.

Bir gün Kış’a uzaydan bir erkek elçi gelir ve onların da katılmasını istediği bir gezegenler birliğinden söz eder… Elçinin gelişiyle birlikte yerli ile yabancı, erkek ile dişi, benzerlik ve benzemezlik, parça ile bütün arasındaki ilişki ve çelişkiler insanlardaki karşılıklarını bulup yaşamaya başlar…

Zihni kapasitesini zorlayan hayaller kurmayı hâlâ sevenler için…

Ursula K. Le Guin

Ursula K. Le Guin

Bilimkurgu türünün neden herkesin okuması veya okumayı denemesi gereken bir tür olduğunu kanıtlayan harika bir eserdi.

Bilimkurgu, şurdaki uzay gemisine kim ateş etti, şu gezegeni de keşfetsek mi, bizi saldıran uzaylıları öldürelim, distopik bir gelecekte ergenlerin başına gelenlerden ziyade uç fikirlerin araştırıldığı ve anlatıldığı bir tür olarak anılmalıdır. Ve bunu en iyi başaran yazarlardan biriside Ursula K. Le Guin.

Kitaptan bir pasajda bunu oldukça güzel ve benim kurabileceğim cümlelerden çok daha anlaşılabilir bir biçimde anlatıyor.

Tamam, kitaptaki insanlar androjen; ama, bu bin yıl içinde hepimizin androjen olacağı kehânetinde bulunduğum ya da her nedense androjen olmamız gerektiğini düşündüğüm anlamına gelmiyor. Ben sadece bilimkurguya özgü o acayip, sapkın ve düşünce -deneysel tarzda, belli havalarda, günün belli, biraz tuhaf saatlerinde bize bakarsanız zaten öyle olduğumuzu görürsünüz gibi bir gözlemde bulunuyorum. Kehânetler savurduğum, “bu böyle olacak” dediğim falan yok. Sadece betimliyorum. Psikolojik gerçekliğin bazı yönlerini romancıların hep yaptığı gibi, yani şık ve ayrıntılı yalanlar uydurarak betimliyorum.

LeGuin Karanlığın Sol Eli’nde doğuşumuzdan itibaren beynimize dikte olan erkek-kadın kavramlarının hiçbir anlam taşımadığı Kış gezegeninin çift cinsiyetli(hem eril hem dişil üreme organlarını bulunduran) sakinlerini anlatıyor. Gezegenler arası birliğin Elçi’si olarak Kış gezegenine gelen Ai, hermafrodit canlıların bu buzul çağındaki gezegende hayatta kalışlarını ve bizim cinsiyet kavramını koyduğumuz yere insanlık, bütünlük gibi kavramları koymasını anlatıyor.

Toplumda ki yerimizi cinsiyetimiz belirlemediği bir medeniyette kendinize yer edinmek için ne yaparsınız? Erkek, kadın etiketlerinin altında yatan nedir? İnsanlık mı? Onur mu? Çevreyle olan etkileşim mi? Bunların cevabını vermek zor hatta bir bakımdan imkansız. Henüz daha cinsiyet değiştiren insanlara tahammül edemezken, çocuk doğurmuş babalarla nasıl empati kurabiliriz ki?

İşte bu yüzden, Karanlığın Sol Eli, bilimkurgunun amacı sadece sayfa çevirtmek olan eserlerinden sıkılmış ve aslında türün en önemli özelliği olan deneysel fikirlerin keşfini okumak isteyen herkesin okumasını şiddetle tavsiye edeceğim bir eser.

Resim: http://starsong-studio.deviantart.com

Resim: starsong-studio.deviantart.com

Dövmeli Adam (İblis Döngüsü #1) & Peter V. Brett

Çeviri: Mert Dengiz

Üç genç insan bir araya gelerek insanlığa son bir kurtuluş şansı sunacak, karanlığa omuz omuza göğüs gerecektir.

On bir yaşındaki Arlen, küçük orman köyü Tibbet Deresi’nden yarım günlük mesafede bulunan çiftlik evlerinde ailesiyle birlikte yaşamaktadır. Ne var ki Arlen’ın yaşadığı dünyada, akşam karanlığının bastırmasıyla birlikte yerden garip bir sis yükselir ve bu sis, yaşayan tüm canlılara saldırıp karınlarını vahşice doyurmak isteyen aç nüvelikleri de beraberinde getirir. Bu korkunç iblislerle, ölümlülerin silahlarını kullanarak mücadele etmek hemen hemen imkânsızdır. O yüzden, insanların, büyülü muhafaza sembollerinin arkasına sığınıp, yaratıklar şafağın sökmesiyle beraber tekrar Nüve’ye dönene kadar koruma düzeneklerinin saldırılara dayanması için dua etmekten başka hiçbir seçenekleri yoktur. Daimi bir korku içinde yaşamanın kader olmadığını düşünmeye başlayan Arlen ise, kendini farklı bir yol izlemek zorunda hisseder. Nüveliklere karşı savaşılmalıdır!

Küçük bir kasaba olan Ormancı Çukuru’nda, Leesha’nın geleceği basit bir yalan yüzünden paramparça olur. Kasaba ahalisinin gözünde küçük düşen Leesha, nüveliklerden bile daha korkutucu olan yaşlı bir Otacı Kadın’ın bakımını üstlenerek kendini kasabalıların imalı bakışlarından uzak tutmaya çalışır. Otacı’nın yanında geçirdiği uzun yıllar süresince de tehlikeli ve kadim bilgilerin koruyucusu haline gelir.

Bir iblis saldırısında hem öksüz hem sakat kalan minik Rojer ise, kendini Jonglörlük sanatında geliştirip keman çalmakta ustalaşarak hayattaki kimsesizliğini unutmaya çalışır. Ne var ki sahip olduğu eşsiz yetenek, ona, gecenin karanlığı karşısında beklenmedik bir üstünlük kazandırır.

Peter V. Brett

Peter V. Brett

Güzel bir seri olacağını okuyarak görüyorsunuz. Kurulan evreni, karakterleri ve anlatımı ile oldukça tatmin edici bir romandı.

Karakterlerin trajik geçmişlerini, hapsoldukları yaşamın veya çevrelerinin dışına açılmaları anlatırken oldukça akıcı ve sıkmayan bir anlatım vardı.

Farklı karakterlerin hikayelerini zarifce birbirine bağlayan yazar kitap boyunca birçok zaman atlaması yapıyor. Bu zaman atlamalarının bazısını açıkcası okumak istiyorsunuz. Kısada olsa bir bölüm ayrılabilirmiş diyorum. İlginç bir şekilde -Kitapların uzunluğundan yakınan birisiyim.- daha uzun hatta iki kitaba bölünecek kadar daha hikaye çıkardı. Yine aksiyonu sürekli olan bir eserdi. Günün bitip gecenin başlaması ile zaten kitabın heyecanı doruk noktaya ulaşıyordu.

Karşılaştığı engelleri kolayca geçemeyen ve yazar tarafından öldürmekten çekinilmeyen karakterleri, hızlı ve akıcı hikayesi ve iyi kurgulanmış evreni ile Dövmeli Adam fantastik severlerin okunması gereken bir kitap olmuş.

Resim: miguelcoimbra.deviantart.com

Resim: miguelcoimbra.deviantart.com