Yazar arşivleri: gulenadam

gulenadam hakkında

Okulunu bitirmeye çalışan inşaat mühendisiyim. Bitince ne olacaksa!...

Jose Saramago – İsa’ya Göre İncil

15786891

Çeviri: E. Efe Çakmak

Bu kitabı elime almadan önce Saramago hakkında bildiğim tek şey Nobel ödüllü bir yazar olduğuydu. Düşüncesi, fikirleri, milliyeti vs. hiç bir bilgim yoktu. Aslında, bir tekrar anlatım beklerken ortaya çıkan şey dünyada kurgu eserlerin en sevdiği konulardan olan İsa Peygamber’i anlatacağını düşündüğüm için kimse beni suçlamaz galiba.

Fakat daha en başta bu her zamanki gibi değil bu farklı dedim. Öncelikle yazım stili çok değişikti. İmla kuralları yok sayılmış, diyaloglar anlatımın içine gömülmüştü. Alışana kadar biraz zaman geçse de aşinalık oluşunca okumakta kolaylaşıyor.

Vicdan, hayat, aşk, aile, kimlik, kabullenme, sorumluluk, ölüm vs. konular üstüne düşünen ve bunu eseri ile okuyucusuna yansıtan -güzel çeviri sayesinde- muhteşem bir yazar ile tanıştım. Tekrar bir Saramago okumak dileğiyle…

Reklamlar

China Mieville – Demir Konsey

25072129

Çeviri: Güler Siper

Etkileyici ve harekete geçiren bir hikaye okudum. Baskı yiyen ezilen insanların efsane olduğunu düşünse de baş kaldıran bir figüre ne kadar ihtiyaçları olduğunu gözler önüne seren enfes bir roman olmuş.  Mieville bunu yaparken öyle sınırlarda dolaşıyor ki karakterlerin girdiği her diyalog kitap boyunca yaptıkları işlerin ve aldıkları kararların okuyucu tarafından sorgulanmasına doğruluğunu ve haklılığını ise kitabı elinde tutan insana bırakarak denge içinde bir yazın sayesinde kitabın ilginçliğinden hiç bir şey kaybetmemesine neden oluyor. Başarının burada yattığını düşünüyorum.

Kitabın çok güçlü karakterleri var. Eylemci karakterler olduğu gibi gözlemci olduğu belli olan karakterler sayesinde kitap boyunca yakınlık kurulacak karakter sayısı artıyor.  Bu fazlalık sonucunda okuyucu olan ben her satırı, her karakteri canlandırıyor.

Fakat kitabın eksik kaldığı nokta olayları çözmeden bir anda öylece bitivermesi ki burada okuyucuya bırakılmış bir son da yok. Bazı karakterlerin motivasyonunu anlayamadan biten bir hikaye var, en azından kendimce bir fikir oluşturuyorum ama o kadar muallak oluyor ki bu durumda sanki hikaye sıkışmış da yazar bitirmek istemiş gibi bir hamle ile sonlandırıldığını düşündürüyor.

Ve bir temenni;

-“Yeni Crobuzon, ” diyor, fısıldıyor. Günlerdir ilk kez ağzından bir söz çıkıyor. -“Yeni Crobuzon hep sana döneceğim.
syf 335

 

Yaban Diyarlardaki Yabancı & Robert A. Heinlein

leo1QUP

Çeviri : Kağan Çam

Amerika’da yıllarca ‘sakıncalı’ bulunarak sansürlü ve değiştirilmiş versiyonuyla okura sunulan Yaban Diyarlardaki Yabancı, Türkçe’ye tam metin olarak kazandırıldı.

1962 Hugo Ödülü’nü alan Yaban Diyarlardaki Yabancı, Mars’tan Gelen Adam Valentine Smith’in insanlara groklamayı, su paylaşmayı ve Sevgiyi öğretmesinin öyküsü…

60 kuşağını da yaratan bu kült eser, insanlığı toplumsal değerleri yeniden yargılamaya zorluyor.

İşte size, bugüne kadar yazılmış en popüler bilimkurgu romanla tanışma fırsatı!


Valentine Michael Smith Mars’da büyümüş ve insan denilen ırkın kültürel, fiziksel ve duygusal amaçlarının farkında olmayan bir insandır. Ve ait olduğunu düşündüğü Mars gezegeninden ve oranın yerlilerinden ayrılarak dünyaya getirilir ve bir çeşit tecrit hayatına başlar.

Robert Heinlein bu kitapta iki şeyi harika yapmış. Birincisi, insan kültüründen uzakta yetişmiş bir bireyin kültürümüzün -Amerikan kültürü demek daha gerçekci olabilir.- tuhaflıklarına ve bize olağan, refleks olarak anlaşılabilir gelen durumlara karşı verdiği tepkiyi aktarmak ve dönemin penceresinden bakıldığında eleştirilmesi zor durumları konu edinmek. İkincisi ise Heinlein hakkında bir şey okurken insanlar her zaman onu politik görüşleri veya fikirleri üzerinden eleştirmeyi seçiyorlar. Bu kaçınılmaz bir şey olmasına rağmen bence Heinlein cevap yerine insanların üzerinde düşünmekten kaçındıkları veya düşünmemeleri toplum tarafından telkin edilen konuları sorgulamalarını sağlamak adına diğer bilimkurgunun dönem yazarlarına göre daha iyi iş çıkartıyor.

Kitap, heyacanlandırıcı bir giriş ile başlıyor. Politika, para, cinsel ilişkiler babında yerinde tespitler ve görüşler sunuyor. Michael Smith yada diğer adıyla “Mars’tan Gelen Adam” ve onun Dünya’yı ve dünyalıları groklamaya -bu kelime olayı tamamen kavramak adına oluşturulmuş.- çalışmasını okurken yer yer tebessüm ettirebiliyor. İnsan olmayan birine kültürü ve davranış nedenlerimizi açıklamak insan olan ama daha gelişmiş ve tamamen insanlıktan uzak bir ırk tarafından yetiştirilen bir insana açıklamak arasında fark olduğunu düşünüyorum. Heinlein bu farkı açıklıyor ve Michael’in Marslı düşüncesini insan geleneklerine uygalaması, kendince dişe dokunur tespitler yapmasını ve Tektanrıcılık ve Tekeşlilik üzerine ilginç, düzeni yıkıcı, toplumu tarafından şirk olarak görülebilecek görüşler oluşturmasını sağlıyor.

Yazarın aklındakileri açıklamak adına kitaba koyduğu “Yoda” olan Jubal ile birlikte felsefe, dünya görüşü, politika gibi birçok görüşte fikirlerin, tartışmaların havada uçuşmaya başladığı ikinci kısım favori bölümlerinden oldu. Oldukça ilginç karakterlere sahip olan kitabın bir çok yan karakteri bu kısımda gözükmeye başlıyorlar ve garip fikirler havada uçuşmaya başlıyor. Ve her şeyin benim adıma tepetaklak gitmesine ve muhteşem diyebileceğim bir ktabı böylesine hayal kırıklığına çevirmesine neden olan bölümler başlıyor.

Valentine Michael Smith serbest kaldığında, -dünyayı ve insanları grokladığı zaman- kitap heyecanını kaybetmeye ve okurken beni sıkmaya başladı. Bir kaç gün ara verip döndüğümde bile hikayeye girmekte acayip zorlandım.  Bunun nedeni de büyük olasılıkla Patty karakteriydi. Patty’yi anlamak pek benim adıma mümkün değil. Daha önce de körü körüne inanışlar gördüm, okudum ama bu kadar sinir bozucusunu değil. Foster Kilise de gerekli bir unsur olmasına rağmen ilgimi çekmeyince o kısımlar ve hikayenin ana elementlerinden biri benim için önemsiz bir hale geldi.- Heinlein’in kitap boyunca dile getirdiği görüşlere katılmak veya karşı çıkmak zorunda olmasam bile bu fikirlerin benim açımdan radikal olduklarına değinmeliyim. Kitap okurken objektif olmak zor. Her ne kadar fikirlerine katılmasam da Heinlein böyle bir düşünceyle okuduğum ilk yazar değil ve sonuncu da olmayacak. Fakat bu durumun beğeni çizgimi etkilemesi ne yazık ki engelleyebileceğimi düşündüğüm bir durum değil. Yukarıda bahsettiğim şeyi burada bende tekrarlamış oldum. Sanırım bunu yapmadan görüş bildirmek imkansız diyebilirim.

Yamyamlığın sanki bir tabuymuşcasına yıkılmaya çalışılması, grup seksin normalliği, üremenin ikincil faktöre indirgenmesini -bebeklerle sorununuz ne ki- vs. Yazıldığı dönemde sansürlü haliyle bile fırtınalar koparmış olabilir ama benim için bir bilimkurgu klasiği olmaktan çok uzak bir kitap oldu.

stranger-in-a-strange-land

İşte Tanrılar & Isaac Asimov

Çeviri: Gönül Suveren

Çeviri: Gönül Suveren

Dünya sınırsız enerjiye sahiptir artık paralel evrenle arasında ki bu enerli alışverişinin sonuçaları ne olacaktır?

Kitabı üçe ayrılmıştı. İlk kısım biz naçizane insan ırkını, ikinci kısım uzaylı ırkını, üçüncü kısım ise dünyaya yabancılaşmış Ay insanlarını konu ediyor.

Başka bir paralel evren bizimkinden farklı fizik yasalarına sahip olsaydı ne olurdu? Tüm konu bundan ibaretti. Geri kalan her şey teferrüat ve Asimov ayrıntıların üzerine düşmemiş. 4 yıldız vermemin sebebi de buydu. Biraz ayrıntılara girse kitap çok daha iyi olabilirdi.

Asimov kadar bilimi kurguya yedirerek en aptalın bile anlayabileceği seviyede anlatan yazar sayısı azdır ve bu yüzden okunmalı derim.

China Mieville & Yara

188b

Çeviri: Güler Siper

Bazı kitaplar vardır daha en baştan sizde iz bırakacak bir eser olduğunu anlarsınız. “Yara” tıpkı böyle bir kitaptı. Daha ilk sayfalarında Mieville’le daha önce tanışmamış insanları bile etkileyecek bir giriş yapıyor. Korsanlardan oluşan ve denizde sürüklenen bir şehir federasyonu haline gelmiş Armada’da geçen roman seri olarak Yeni Curobuzon’un 2.si gibi gözüksede o canavar şehrin sakinlerini konu alan ve Curobuzon’dan çok uzak olan yerlerde geçiyor. Fakat hikaye ilk kitabın bıraktığı zaman aralığına yakın bir dönemden başlıyor.

Çok katmanlı hikayesi boyunca Mieville diploması, siyaset, güç fırtnaları ve gizemi sürekli denetim altında tutarak okuyucuda neredeyse soluk almadan devam etme isteği uyandırıyor. Hikaye sürekli bir arayış ve göreve çıkmış hissi veren ama lineer ilerlemek yerine dolambaçlı bir grafik çizen anlatıma sahipti. Mieville sonuçlardan ziyade yolculuğun kendisini anlatıyor. Kitabın sonu bu yüzden bazı okuyucuları tatmin etmeyebilir. Bu formül kafamda artık Mieville’in belirgin özelliği olarak eşleşti. Şimdiye kadar okuduğum romanları içerisinde sonuçlar yerine neticeye nasıl varıldığı ile ilgilenen bir yazar izlenimini oluşturdu.

Örgü üstüne örgü şeklinde sunulan hikaye de Bas-Lag’ın tuhaf ırklarına, denizlerine ve toplumlarına karşı bir çok farklı görüş oluşturmak adına etkinliği tartışılmaz. Kitap
boyunca yne birbirinden renkli, tuhaf ırklar vardı. PSİ’da bulunmayan Anafoller bunların içinde en ilgimi çekelerden biri oldular. Mieville PSİ yaptığının
tersini yapıyor ve eril yarısı bilim adamları olan sakin bir toplumsal yapıya sahipken, dişil yarısı açlıktan kafayı yemiş ve tarihteki zalim imparatorluklarından dolayı korkulan kısmı ouşturan bu ırk, Keprilerin -kadınları sanata yatkın erkekleri ise üremekten başka bir işe yaramayan akılsız varlıklar olan bir ırktı.- dinamiklerine benzer bir yapıya sahipti. Büyüklüğü hayal bile edilemeyecek, Bas-Lag’ın evreninden bile olmayan Deniz Şeytanı ise ilginç olan bir başka ırktı. Kaktüsler, vampirler, orijinallik konusunda su geçirmez Tekraryapımlar ve daha bir çok ırka ev sahipliği yapan bir kitaptı.

Teknoloji ile etkili bir biçimde harmanladığı büyü kullanımı kitabın ilginç ve dikkat çekici kısımlarından biriydi. Mieville kimyasal bir maddeden, simyaya benzer bir büyü sistemi ile elektrik üreterek evrenini yine steampunk türüne sokmayı başarıyor. Ayrıca olasılık enerjisi diyebileceğim ve Bas-Lag’ın antik büyülerinden sayılabilecek bir nesneyi de tatmin edici şekilde anlatıyor. Bu nesnenin kullanımını ise hiç beklenmeyecek bir şekilde kurgulamış ki özellikle bu kısmı çok beğendim. (Uther Doul’un kılıcı olan Olasılık Kılıcı yetenekli ve iyi kılıç kullanan birinin elinde işe yaramaz hale gelebilir.)

Bellis’i ve onun güdülerini, duygularını açıklarken Mieville mektupları kullanıyor. (Yazıldığı kişi belli olmayan bu mektuplar Bellis’in yalnızlığı ve sürgün yaşamda çektiği zorlukları anlamak adına oldukça etkiliydiler.) Uther Doul, Fennec ve daha bir çok “Mastermind” denilebilecek karaktere sahip olan kitap PSİ’na göre daha üst seviye bir karakterizasyona sahipti diyebilirim.

(Kitabın ismi belki Armada’nın aradığı ve Hayalet Kafalar tarafından oluşturulmuş olan Bas-Lag’ın yüzeyindeki kesikten geliyor gibi görünse bile, Bellis’in ihanetini itirafından ve cezası olan kırbaçlanmadan dolayı oluşan yaralarına da ithaf olabilir. Bir bakarsak eğer kitabın çok büyük bir kısmı kadının yaralarına sahip olma yolunda attığı adımları anlatırken, geri kalan kısmı ise yaralarının harekete geçirdiği düşünce ve eylemleri tanımlıyor.)

“Yara” şu ana kadar okuduğum en iyi Mieville kitabı diyebilirim. Tek başına okunabilecek bir kitap olsa bile PSİ’nu okuyan arkadaşlar romanı kavramak ve Bas-Lag’ı anlamak adına daha rahat olabilirler. Her fantastik ve tuhaf kurgu severe gözüm kapalı tavsiye edebileceğim bir roman oldu.

Usta ile Margarita – Mikhail Bulgakov

Usta ile MargaritaUsta ile MargaritaMikhail Bulgakov
Çeviri:Aydın Emeç
Değerlendirme: 4 of 5 stars

Böyle garip kurgulara sahip kitaplara bir zaafım olduğu su götürmez bir gerçek oldu. Tüm karakterlerini, sevdiğim bir kitap oldu. Hepsinin içinde her gün sokakta, işte gördüğüm insanları gördüm. Şeytan’da bile. Usta’sıyla, Margarita’sıyla küçük büyük her karakteri ile gündelik yaşamın içine yedirilmiş bir fantastik eser ile karşılaştım.

Yazıldığı döneme ve ülkesinin ikidarına yönelik bir yergide övgü de olabilir ama açıkcası bunu pek umursamıyorum. Ben işin o kısmından ziyade kitabı okuduğum süre içerisinde beni sıkıp skmadığına bakarsam; Bulgakov’un bu eseri ilk kısmı ile muhteşem bir eserin izlerine sahip, harika bir giriş, güzel karakterler, dozunda bir gizem vs. Fakat kitap ikinci kısım ile sanki bir karmaşa içerisine düşüyor. İlk kısım çıtayı o kadar yukarıya koymuş olarak duruyor ki peşinden geleni okurken biraz hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur. Birbirinden kopuk sahneler, motivasyonsuz veya amaçsız olarak karakterlerin giriştiği maceralar vs. Tüm bunlara rağmen eser oldukça yeterli ve kendi muhteşemliğine gölge düşürmeyecek bir biçimde de sonlanıyor.

Türü seven, kurgunun tuhaflığından zevk alan her kitap severe şiddetle tavsiyemdir.

Antilop ve Flurya – Margaret Atwood

Antilop ve FluryaAntilop ve FluryaMargaret Atwood
Çeviri: Dost Körpe
Değerlendirme: 3 of 5 stars

Karakterler neredeyse tek boyutlular. Karadamı dışında ki tüm karakterler filmlerdeki metroya binen figüranlar gibi bulunmaları lazım fakat kalabalıktan başka bir varoluş amaçları da yok. Karakterlerin hırsları, yaptıkları için motivasyonları, nedenleri anlaşılmıyor yada yoklar. Okuduğum diğer bir kitabı olan Damızlık Kızın Öyküsünde de aynı şeyleri hissetmiştim. İlk kez erkek bir baş karakter yazmış ve inandırıcılığı ise beni tatmin etmedi.

Hikaye, anılar üzerinden anlatılan ve temel olarak kıyamet sonrası bir dünyada geçiyor. Nasıl, neden, niçin gibi sorulara cevap arayan bir hikayeydi. Tüm seri boyunca aptal bir oğlan, açıklayacak kelimeleri bulamadığım bir kız ve aptal çocuğun bakış açısından anlatılan bir kötü adam arasındaki dolambaçlı öykü örgüsü bir noktada düğüm oluyor ve açmak için hikaye hızlanıyor.

Bir üçleme olarak planlanması dolayısıyla kitabın sonu çok kötüydü. Bir kitaba bu şekilde bir son yazmak Atwood gibi kaleminin kuvvetli olduğu söylenen bir yazara -şahsi düşünsem- yakışmamış.

Kral Fare – China Miéville

Kral FareKral FareChina Miéville
Çeviri: Güler Siper
Değerlendirme: 3 of 5 stars

Okurken beni sıkan bir kitap oldu. Her bölümü zorlayarak okudum. İlk roman için kötü değil. Fakat karakterleri iki boyutluydu. Kitap boyunca Saul’u ve onun bakışından iki dünyayı da okumaya çalışsak bile Saul’un iki evren arasında kalması karakterinde sıkışması ve yerinde saymasına neden olmuş.

Hikaye modern toplum içerisinde, günümüz Londra’sında geçen bir yeniden yorumlama mitti. İlginç ama nefes kesici diyemem. Yine de sürekli bir tempoya sahip olduğunu söyleyebilirim. İlerleyen bir hikaye kurgusuna sahip, çıkışları ve inişleri gayet uygun yerlerde olan bir izlenimde süren bir anlatıma sahipti.

Belki de Mieville okurken ilk 3 sıraya koyacağınız bir kitap değil. Fakat yazarı, dünya görüşünü, fikirlerini kavramak açısına çok iyi bir başlangıç noktası olabileceğini düşünüyorum. Ben Weird Fiction sever biri olarak Mieville okumaya devam edeceğim. Fakat ilk kez China Mieville okuyacaksanız Kral Fare’den uzak durun.

Siyah Hatıralar Denizi – Mehmet Açar

Siyah Hatıralar DeniziSiyah Hatıralar Denizi by Mehmet Açar

Değerlendirmem: 4 of 5

Bir “bilimsel kurgu” okuru iseniz size hitap etmeyecektir. Öncelikle kitap birçok eserden -bazılarını okuduğum- esinlenmeler taşıyor. İnsan hayatının belkide anlatılması en zor olan, soyut kavramı, zaman üzerine farklı bakış açıları getirebilen bir kitap olmuş. Kitap Asimov’un zamanında çok daha basit bir şekilde anlattığı dedektiflik ve bilimkurgu bir şekilde birleştirmeye çalışmış. Otelin ne olduğu anlamak zor. Çok fazla açıklar ve karakterlerin ise varsayımları bazı yerlerinde açık kalıyor. Mehmet Açar kitap boyunca kendi evrenini bana kalırsa oldukça iyi bir şekilde okuyucuya aktarıyor.

Eğer ilk kısma romanının girişi olarak ele alsak zayıf kaldığını söyleyebilirim. Tabii ki karakterleri ve dünyayı tanıtmaya ayrılmıştı. Sadece genelde birinci ağızdan yazılan romanlar evren anlatımında biraz sönük veya sıkıcı olabiliyorlar fakat Siyah Hatıralar Denizi bu konudan alnını akı ile çıkmış.

Romanın gelişme kısmı ve benim favori kısmım olan ikinci bölümde ise durağan ve tempo düşürücü bir anlatım vardı. Hele o mektuplaşma kısmı harikaydı. Roman size distopik bir dünyanın 3. nesli ile Tanrı benzeri bir varlığın arasındaki ilişkiyi okurken tuhaf bir gerilime maruz bırakıyor ve bu gerilimi de tüm kitap boyunca devam ettirebiliyor. Bunun nedeni kitapta bulunan bazı unsurların korku edebiyatı çağrıştırması yapması olabilir.

Kapanış olan üçüncü kısma gelirken gizemin tam olarak çözülmemesi, bazı şeylerin açıklamalarının olmaması kitabın genel kurgusu adına isabetli olmuş. Otelin ne olduğunu veya olabileceğini okuyucuya bırakmak benim açımdan kabul edilebilir bir riskti.

Kitabı beğendim. Tek eksik yanının karakterler arasındaki romantik etkileşimi tam olarak anlayamam olduğunu söylemeliyim. Yani çok bodosloma, plansız ve anlamsız yakınlaşmalar vardı. Yine de Türk edebiyatının nadide eserlerinden birisi olduğunu söylemeliyim. Tavisyemdir.

Elantris – Brandon Sanderson

ElantrisElantris by Brandon Sanderson
Çeviri: Can Sevinç
Değerlendirmem: 3,5 of 5 stars

Elantris, hikayesi yerine iyi kurgulanmış karakterlerine odaklanılabilecek bir eser diye düşünüyorum. Çok orijinal, dudak uçuklatan bir hikaye yok. Yine de çok daha ustaca ve defalarca işlenmiş bir çok alt metin -politika, din ve kontrol edilemez gücü, kaybolmuş gizemli bir sanat vs.- Sanderson’un yazım yeteneği ile birleşince ortaya okumaktan zevk aldığınız bir eser çıkmış.

Yazarın okuduğum diğer iki kitabında da iyi olduğunu düşündüğüm adrenalini depolama yeteneği aslında ilk romanı olan Elantris’de de göze çarpıyor. Hikayenin zirve noktaları oldukça iyi idare etmiş. Okuyucuya çok fazla hikaye arka planı vererek sıkmamış. Bilmeniz gereken kadarından oldukça makul boyutlarda bahsetmiş. Din ve karmaşaları üzerine güzel bir metin olan Elantris tüm fantastik severlere tavsiye edebileceğim bir eser oldu.