Aylık arşivler: Aralık 2015

Anansi Çocukları & Neil Gaiman

18161057

Çeviri: Murat Özbank

Her şey Şişko Charlie’nin, ölen babasının aslında bir tanrı olduğunu öğrenmesiyle başlar. Bu yetmezmiş gibi Şişko Charlie, Örümcek adında gizemli bir kardeşi olduğunu da öğrenir. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır; insanlar için de, tanrılar için de…

Gaiman’ın yazmış olduğu çoğu romanı okudum. Tarzına ve anlatım stiline alışkın olduğumu söyleyebilirim. Fakat Anansi Çocukları’nda Gaiman’ın o bilindik stilinden uzak bir hava vardı. Eğlenceli ve okurken yer yer tebessüm ettiren bir kitaptı. Fakat serinin ilk kitabı olan Amerikan Tanrıları “king size tadelle” iken Anansi Çocukları “bir parça tadelle” gibiydi. Daha tamamlanmış ve kompleks bir romanın devamı niteliğinde reklamı yapılan bir eserin selefi ile aynı tarzda ve tatlılıkta olmasını beklemem ise yanlış olmaz sanırım.

Yine de tek başına ele alındığında Şişko Charlie gibi oldukça beceriksiz bir karakteri, onun şakacı bir tanrı olan babasını ve “Örümcek” gibi sıkıldığımda kaçarım mottosu ile yaşayan bir karakteri anlatırken mizah olmadan da olmaz. Bu kısımda şahsen hayal kırıklığına uğramam kitabın kalitesi değiştirmez.

Geleneksel fantezinin dışına çıkıp, şehirlerde geçen bir hikaye okumak ve çoğu eserin zıttı bir biçimde güçlü olmayan bir kahramanın yol öyküsünü dinlemek istiyorsanız Anansi Çocukları tam sizin kitabınız.

Reklamlar

Şehir ve Yıldızlar & Arthur C. Clarke

18165080

Çeviri: Ardan Tüzünsoy

Uzak bir gelecekte yeryüzündeki insanlar İşgaciler denen güçten kaçarak, bilgisayarlar ve sanal gerçeklik marifetiyle devamlılığı ve mükemmelliği korunan Diaspar şehrine sığınmıştır. Diaspar’daki herkes binlerce yıl yaşamakta, kimse ölmemekte, mekanik yollarla reenkarne olmaktadır. Ancak bu sözde mükemmellikten ve sanal gerçeklikten sıkılan, Diaspar’ın ötesinde ne olduğunu merak eden biri vardır. En az on milyon yıldan sonra Yeryüzü’nde ‘doğmuş’ olan tek insan, yani Alvin, Şehirlerinin sunduğu yüzeysel mükemmelikten tatmin olan değerlerine benzemeyen Alvin, yeniyi keşfetme sancısının peşinde gizemli dış dünyaya açılacaktır. Diaspar’ın eteklerindeki çölü ve ötesindeki bilinmeyeni görmeye… Böylece en son maceracı terk eder şehri, yıldızlara ulaşmak üzere…

Rama serisinin ilk iki kitabı dışında Clarke çok fazla kitabını okuduğum bir yazar değil. Clarke’nin dönem yazarlarından olan Asimov gibi “büyük resmi” çizme konusunda oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum. O dönemin kitaplarından -özellikle altın üçlününkilerden- karakter gelişimi, yazım stillleri beklemeyince hikayenin orjinalliği ve “science fiction” yaklaşımı elde kalıyor. Tabii ki Clarke hikaye konusunda iyi olan bir yazar olmasının yanı sıra yazdıklarının “hard science fiction” kısmına da girdiğini düşünürüm. Heinlein karakterler ve onların başından geçenlere odaklanırken (en azından benim okuduğum kitabında) Clarke ve Asimov ise insanlığın ve evrenin kaderine odaklanarak çok uzun zaman aralıklarında, zayıfça da olsa birbirine bağlanmış hikayelerden oluşan kitaplara sahipler. Bence Asimov “aptala anlatır basitlikte bilimi anlatabilen adam”ken, Clarke filozoftur.

Lafı çok uzatmadan kitaptan bahsetmem gerekirse, iki karşıt kültürün var olduğu milyonlarca yıl sonrasının toplumunda bir grup kendini dış dünyaya kapatarak kendi şehirleri olan Diaspar’da ölümsüzlük yetisiyle yaşarken diğer bir grup günümüz toplumuna daha yakın bir sosyal yapıya sahip olan -telepati dışında- ve dışarıda yaşan ölümlülerden ibarettir. Alvin iki kültür arasında köprü görevi görmeye çalışır. Kendi halkından olan diğerlerini bir zamanlar kurulmasına yardım ettikleri devasa imparatorluğun kalıntıları arasında arar.

Bazen kitapta gereksiz olduğunu düşündüğüm ve nedensizce veya benim anlayamadığım bir sebeple konulmuş bazı pasajlar, bölümlere rastladım. Ayrıca Alvin’in aşk hayatının neden bu kitapta bir alt tema olduğunu anlayamadım. Vanamonde’un ise benim kitaplarda en çok hoşlanmadığım ırk olan ve “deus ex machine” olarak gördüğüm ilahi yaratıklardan biri olması da açıkçası benim için bir eksiydi.

Hiç bir bilimkurgu kitabından geleceği tahmin etmesini beklemem. Bunu beklemek hem haksızlık olur hemde milyonlarca yıl sonrasını anlatan bu kitaptan bunu beklemek akıllıca bir yaklaşım olmaz. Kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadar, Clarke’nin tarzını sevdiyseniz, karakterlerin iyi yazılmamış olması sizin için büyük bir eksi değil ise hikayesi, fikirleri için Şehir ve Yıldızlar’ı okumanızı tavsiye ederim.

Başlat – Ernest Cline

12773641

Çeviri: Taylan Taftaf

Burası OASIS. Buradan çıkış yok.

Yıl 2045 ve dünya çok çirkin bir yer.
Uygarlıkları felce uğratan enerji krizi, tam anlamıyla felakete dönüşen iklim değişikliği, kıtlık, yoksulluk, bulaşıcı hastalıklar ve geriye kalan son kaynaklar için süren nükleer savaşlarla cehenneme dönen bir dünya… Ve bu dünyada yaşamak zorunda olan tüm talihsiz insanlar gibi, henüz on sekiz yaşındaki Wade Watts da uyanık olduğu zamanın neredeyse tamamını bir simulasyonun içerisinde geçiriyor.
İstediğiniz kişi olabileceğiniz, istediğiniz yerde yaşayabileceğiniz ve istediğiniz şeyleri yapabileceğiniz bir yer olan, insanlığın son vahası, sanal dünya OASIS’te.
Ve bir gün OASIS’in yaratıcısı James Halliday ölüyor. Arkasında bıraktığı milyonlarca dolarlık bir servetle. Ancak bir sorun var. Ortada bir varis yok.
James Halliday bütün mirasını tek bir kişiye bıraktı. Yarattığı devasa sanal dünya OASIS içinde sakladığı üç anahtarı bulacak olan kişiye.
İşte dünya çapındaki kıran kırana mücadele böyle başladı. Ve
anahtara giden ilk ipucunu Wade Watts buldu.
Hazır mısınız?

Uzun uzun yazmak istemiyorum. Hakkında söylenebilecek çok bir şeyde yok. Kitap boyunca 80’lerin kültür bombardımanına maruz kalıyorsunuz. Her oyuncu arkadaş -bende dahil- gerçek zamanlı etkileşime sahip simülasyon hayallerine sahiptir. Yazar bunu kullanarak “distopik” bir gelecekte genç bir “gamer”ın başından geçen maceraları anlatıyor.

Hızlı akan bir anlatıma sahip, referanslarını ise pek havada bırakmayan şekilde vermiş. Eğer 80’lerde yaşamadıysanız Wikipedia bir başka ekranda açık olsa daha iyi olur. Hikaye ise bir çok tesadüfler, “deus ex machina” denilecek anlar ile dolu olduğu için zayıf, karakterlerle ise bağ kurulacak bir yan yok.

Kitap nostalji bombardımanına tutmasa ve bir çok insan -bende dahil- eskiye olan hayranlığa sahip olmasa bu derece tutulan bir kitap olmazdı diye düşünüyorum. Sonuç olarak bir 90’lar çocuğu olarak pek beğenmedim.

Acı Bakanlığı & Dubravka Ugrešić

keverest87571

Çeviri: Ünver Alibey

Tanja Luci. Zagrebli. Öğretmen. Savaş sonrası Yugoslavya’yı terk edip Amsterdam’a yerleşiyor. Yalnız. Hüzünlü. Kimsesiz.
Kimsesizliğinde kimliğini arıyor Luci. Babası ölmüş. Annesi bunamış. Öğrencileri… Öğrencileri ona elinin altından kayıp gidenleri, kaybedilenleri hatırlatıyor. Onlar da kendisi gibi eski Yugoslavyalı, bu yüzden dehşet dolu geçmişleriyle başa çıkabilmek için Yugonostalji çalışıyor, Yugomitoloji okuyorlar. Bellek çalışmaları. Savaşın sürükleyip götürdüklerini geri kazanabilirlermiş gibi…
Luci bir kuyuya düşüyor sanki; boşlukta.

Kimlik bunalımı üzerine yazılmış güzel bir kitaptı. Kitabın konusunu burada yazmak veya karakterleri anlatmak gereksiz çünkü özeti okuyunca zaten anlarsınız. O yüzden ben biraz daha “Ben ne anladım.” tarzı bir anlatım izleyeceğim.

Yazar, birbirinden değişik dinlerin, dillerin, kültürlerin vs. bir araya toplandığı bir ülke olan Yugoslavya’nın dağılmasından sonra o ülkenin kimliğini taşıyan Yugoslavların (O ülkede yaşamış Hırvatlar, Sırplar, Boşnaklar vs.) ülkelerini kaybettikten sonra başına neler geldiğini bir dil bölümünde ki öğrenciler ve öğretmenleri üzerinden anlatıyor.

Savaşın ardından meydana gelen psikolojik ve kültürel yıkımın üzerine sert ama isabetli tespitler yapmış. “Bizim” dediğiniz bir şeyin kaybolması üzerine “onun” yerine ne koymanız gerektiğini soruyor. Geçmişteki anıları unutmalı mı veya güzel olanları hatırlamaya devam mı etmeliyiz. Bu gibi sorulara cevap ararken aslında bir kadının psikolojik olarak karakterini yenilemesini de okuyoruz.

Hikaye pek yetkin olmadığım bir coğrafyanın yetkin olmadığım yakın tarihinin olayları üzerine olunca ufak bir tarih araştırması da yapmak şart oluyor. Tito kim, bugün var olan hangi devletler Yugoslavya’ya bağlıydı? vs.

Kendi kültürümüz Balkan milletleri ile oldukça yakın ve benzer olunca kitabı okurken geçen bazı isimleri ve olayları da yakın bulabilirsiniz. Türk kahvesi gibi.

Yazarın dil üzerine fikirlerini kitap boyunca irdelemesi, hikayelerin anlatımları üzerine tartışması da kitabı çok boyutlu, katmanlı bir eser haline getirmiş.

Pek uzatmadan şunu söylemeliyim, “Acı Bakanlığı”nın dilimize kazandırıldığı için ne kadar sevindiğimi anlatamam. Tavsiye ederim.