Aylık arşivler: Mayıs 2014

Tokyo Ghoul (Ishida Sui)

70001 v01_front

“İnsanlar besin zincirinin en tepesinde olmadıklarında ve en güçlü yırtıcı ile kırılgan insan tek bir vücutta birleştiğinde…”

Son dönemde oldukça popüler olan bir akım var. Bu da hikayeyi insan yerine, savaştığı varlıkların gözünden anlatmak. Her ne kadar bu cazip bir fikir gibi görünse bile insanların romantizme olan hayranlıkları ve yarattıkları, düşündükleri yırtıcıyı, düşmanı kendi anlayış seviyeleri ile sınırlandırmaları sonucu ortaya yumaşamış, insanlaşmış ve doğasının gereğini reddetmeye çalışan canavarlar çıktı.

Tokyo Ghoul’da ana karakterin gelişimi bir insandan bir ghoul -sanırım gülyabani diyebiliriz veya en iyisi olduğu gibi bırakmak.- olmaya doğru giderken geçirdiği değişimler, doğasına direnmesi ve bunda başarısız olması başarılı bir şekilde yansıtılıyor. Yan karakter bakımından zengin olan bir mangaydı. Her ne kadar, karakterlerin bazıları sığ, klişe olsalarda gidişatı kötü etkilemiyorlar.

Hikayesi bir noktada artık ghoul-insan dönüşümünden vazgeçip, yanlış anlaşılmanın, yargısız infazın, intikam duygularının yoğunlaştığı bol aksiyon ile doldu. Sanuçta doğaüstü yaratıkların cirit attığı ve insanlarının yaşadıkları dünyayı geri almaya çalıştığı bir evrende felsefik tartışmalar üzerinden hikayeyi devam ettirmek zorlaşacaktı. Bu dönüşüm tamamen anlaşılabilir ve yavaşlıkla oluşturulduğu için rahatsız etmedi.

Karanlık, bol gölgeli ve hareketleri insan anatomisine aykırı olan vücut parçaları olmasından dolayı çizim kısmı zor olan bir manga olduğunu düşünüyorum. Yine de sanatı ortalamanın biraz altında kalıyor diyebilirim. Bazı sahnelerde ne olduğunu anlayamıyorsunuz.

Son sözüm, Tokyo Ghoul, hikayeyi birde diğer taraftan okumak isteyenlerin kaçırmaması gereken bir manga…

Reklamlar

Barakamon (YOSHINO Satsuki)

ResimUzun zamandır manga hakkında bir şeyler yazmamışım. Artık zamanı geldi. Henüz daha 3 cildi çevrilmiş, köklü bir seri olmasa bile kalitesi belli olan Barakamon’dan bahsedeyim.

Özet:

Yetenekli ve şehir çocuğu olan bir hattanın kırsal bir bölgede, çocuklarla, yöre halkıyla, doğayla uğraşırken başından geçen olayları konu alıyor.

Küçük çocukların komedi unsuru olarak kullanıldığı mangaları seviyorum. Naru’da eğlenceli, okurken tebessüm ettiren bir karakterdi. “Sensei” ise klasik bir karakter olmasına rağmen üzerinde düşünülmüş bir karakter olduğu belli…

Hikaye, eğlenceli, sevimli, süregelen ve sıkmayan bir anlatıma sahipti. Komedi serilerinin zayıf kaldığı bir yön olan karakter gelişimi ve kişilik planlaması bakımından oldukça yüksek bir standarta sahip olduğunu da söyleyebilirim. 

Barakamon kesinlikle okumanızı tavsiye edeceğim bir manga…

Yıkım’a Giden Adam ve Kaplan! Kaplan!

Alfred Bester’in dilimize kazandırılmış iki tane kitabı var. Cyberpunk türünün ilk örneklerinden sayılabilecek bu iki eser;

The Demolished Man;

Yıkım’a Giden Adam (Altıkırkbeş Yayınları, Eylül-2000), 24. Yüzyılda Cinayet (Deniz Kitaplar Yayınevi, Aralık-1983), Anarşist (Okat, 1971)

The Stars my Destination (Tiger!Tiger!) ;

Kaplan! Kaplan! (Altıkırkbeş Yayınları, Kasım-1996)

 

Birkaç hikayesi de toplamalarda yayınlandı. Bunlar Bester’in yazdığı kitapların tamamı olmamasına rağmen dünyaca bilinen ve bilim-kurgu türünün klasikleri arasında anılan romanlarıdır.  Önce altıkırkbeş çevirisi ile okuduğum Yıkım’a Giden Adam’dan bahsedeyim.

 Yıkım’a Giden Adam

“Cinayet işlemenin teknik olarak imkansız olduğu telepatların cirit attığı bir toplumda, 24. yüzyıl dünyasında bir adam cinayet için neler yapabilir? “

Bester, polisiye bir hikayeyi, esperler (telepat), teknolojik ilerlemeler, uzay kolonileri de katarak bilim- kurgu hikayesi haline getirmiş. Roman hızlı bir ilerleyişi sahip, sıkmayan bir olay sıralaması var. Reich, neredeyse kıçının üstüne oturmadan 200 sayfa sürekli hareket halindeydi. Lincoln Powell, polis olmak için biçilmiş kaftan bir karakterdi.

Kitap başladığınızda bitireceğiniz bir kitaptı, yani tek oturuşta okuyabilecek bir eserdi. Aslında anlatıcı (Bester) karakterleri sevmememiz için elinden geleni yapıyor.Karakterlere üzelebilirsiniz ama hareketlerinin nedenleri konusunda ki yaklaşım -bana her zaman hikaye için hem iyi hem kötü olan- Freudian bir anlatım tarzına sahipti. Bu da ister istemez bazı karakterleri itici bulmama ve kitap boyunca gereksizliklerinden dem vurmama neden oldu.

En başta ve en sondaki rüya kısımları harikaydı. Buna rağmen tüm kitabın teması bilinçaltı dünyasında (Freduian) geçmiyor.

Birkaç alıntı;

“Dikkat: Cinayetin özü asla değişmez. Her çağda, kurbanın ödül olduğu bir çatışmada, katil ve toplum karşı karşıyadır. Toplumla savaşmanın ABC’si değişmeden kalacaktır. Atik olun, cesur olun, kendinize güvenin, o zaman başarırsınız. Bu artılara karşı toplum savunmasızdır. “

“Eğer bir adamın topluma karşı gelebilecek yeteneği ve cesareti varsa, o kesinlikle ortalamanın üzerinde demektir. “

Kaplan!Kaplan!

“İntikam için beyninde ki düğmeyi çeviren bir adam…”

Monte Cristo Kontu, yazılmış en iyi intikam hikayelerinden birisi hatta en iyisidir. Kaplan! Kaplan!’da sıradan ve ilerlemek için herhangi bir çaba göstermeyen Gully Foyle’un uzayda onu terk eden gemiye karşı verdiği ve uzunca bir süre sadece metali cezalandırmaya çalışması ile oldukça da komik bulduğum bir kısma sahip olan bir eserdir.

Bir kitapta, radyoaktif bir adam, tek yönlü bir telepat, beyin gücü ile ışınlanan insanlar, deli bir milyoner, süregelen gezegenler arası bir savaş ve muhteşem bir sirk varsa o kitap iyidir.

Resim: Deviantart Aspius

Resim: Deviantart Aspius

150-200 sayfa boyunca Foyle’dan nefret ettim. Son kısımlarda ise Foyle vicdan denilen hastalığa yakalandı. İşte o zaman gerçekten harika bir karakter haline geldi. Foyle’un intikam arzusunu ve kör bir saplantının insana yapabileceklerini okudukça saplantısını aşmak yerine ona takılıp kalan bir adamın tehlikesini görüyorsunuz. Sayfalar ilerledikçe kurgunun nasıl da kusursuz olduğunu kavrıyorsunuz. Hikayenin en başında düşündüğüm şeyi sonunda o kadar temiz bir şekilde bağlıyor ki, tereyağından kıl çeker gibi, basitçe…

Birkaç alıntı;

“…Biz,herhangi birimiz kim oluyoruz ki dünya için bir karar verelim? Bırakalım dünya kendi kararlarını versin. Biz kim oluyoruz ki dünyadan sır saklıyoruz? Bırakalım dünya öğrensin ve kendi adına karar versin….”

İki kitap arasında bir seçim yapmam gerekirse Kaplan!Kaplan!’ı daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. İki kitapta hızlı ve sürekli hareket halinde olan karakterlere sahipti. Yıkım’a Giden Adam’da, Kaplan!Kaplan!’da aslında şirketoliji ile yönetilen toplumlarda geçiyor. Ve bir kişinin eğer isterse, gücü ve arzusu varsa, toplumu değiştirmek için yeterli olabileceğini gösteriyor.

Yıkım’a Giden Adamın kapağından hiç hoşlanmadım. Eseri basan yayınevlerinin hiçbirinin kapağı tam anlamıyla kafamdakini yansıtmıyor. Şöyle bir kapak çok daha etkiliyeci olurdu.

1

Şiddetin Tohumu (Kadim Kanunlar #1)- Joe Abercrombie

1

Şiddetin Tohumu ortaçağ avrupası üzerine temel alınmış bir fantazi dünyasında, kompleks ve birbirinden çok farklı karakterlere,  kültürlere, tarihe ve mitolojiye sahip bir serinin giriş kitabıydı. Karakterleri oynak bir ahlak pusulasına sahip, gerçekci  ama aynı zamanda doğaüstünün de içine karıştığı, politik hamlelerin yanı sıra, kılıç oyunları, büyünün de eksik olmadığı iyi bir giriş kitabıydı.

Umarım en kısa zamanda Joe Abercrombie’nin tüm kitaplarıda dilimize kazandırılır.  Anlatmak istediğini anlatan ve okurken sizi hikayeden fazla koparmayan bir tarza sahip bir yazar olarak görüyorum. Her ne kadar bu kitabın ikinci kısmı biraz sıkıcı ve durgun olsada hikayenin temelini ve evreninin işleyişini anlattığı için mazur görülebileceğini düşünüyorum.

Okuyun, okutturun.

Devamı spoiler içerebilir….

Resim: deviantart.dem888

Resim: deviantart.dem888


Logen savaşı, ölümü bilen ve artık sadece hayatta kalmaya odaklanmış bir Kuzeyli…

Logen aslında kitabın girişinde de olan ve tüm kitap, seri boyunca bizimle  olacağını düşündüğünüz bir karakter. Savaşcı, soğuk bir coğrafyada, zorlu  şartlar altında yaşamış. Öldürmüş, sevdiklerinin ölümü görmüş. Kitabın sonuna kadar kuzeyde şana, şöhrete korku duyulan bir isme sahip olmasına rağmen, ruhlarla  konuşabilmesi de bir yana Logen hakkında özel olan bir şey olduğu izlenimine kapılmıyorsunuz.  Girdiği her kavgadan sonra hayatta kaldığına sevinmesi  ile bu kanlı savaşçının aslında sadece sıradan bir insan olduğunu düşünüyorsunuz.
Fakat…


Glokta ise hayatın zirvesine adım atmış ve oradanda dibine kadar düşmüş birisi…

Yetenekli, tescilli bir kılıç ustası, albay ve yakışıklı bir soyludan iki yıldan  uzun süre gördüğü işkenceden sonra geri kalan ve hayatının her anını acı, pişmanlıkla  ve neden sorgulamaları ile geçiriyor. Okurken en sevdiğim ve zevk aldığım karakterdi.  Merdivenlere olan düşmanlığı ile başlayan hayranlığım gittikçe arttı. Bu sevimli işkencecinin aslında tüm karakterler içerisinde bana en gerçekci karakter olarak  gelmesi ise sanırım şüphe ve sorgulama özelliklerden dolayıydı.


Jezal, kibirli ve aklı başında her insanın nefret edeceği genç bir soylu…

Jezal’ın aşkı keşfi, yıllar boyunca gördüğü eğitimini ve kafasına yerleşmiş olan yargılara karşı düştüğü ikilemlerini okumak sıkıcı geldi. Yine de Jezal’ın müsabakasını ve büyücünün oyunununda ki rolünüde merak etmeden duramadım.


Ferro, nefretin ve intikamın gözünü döndürdüğü, siyah-beyaz dünyada yaşayan kaçak köle…

Renkleri görememesi bir yana kitabın ikinci kısmında ortaya çıktığı için henüz hakkında pekte bir şey bildiğimi sanmıyorum. Sadece kölelikten kaçmış ve gözü dönmüş bir nefrete sahip olan muhteşem bir okçu olduğunu biliyoruz. Yine de bu kadının hayat hikayesinde daha fazla bir şeyler var.


Kardeş Uzunayak geveze bir navigatör…

Pekala, bu adam sinir bozucu bir karakterdi. Fazla etkinde değildi.


Quai, bir büyücü çırağı…

Kitabın başından sonuna kadar bulunan bir karakterdi. Her ne kadar hakkında pek bir şey bilmesekte “Kadim Kanunlar”dan ilk bahseden de bu elemandı.


Bayaz, güçlü bir büyücü (çeviride mecus denmiş), yürüyen ve nefes alan bir efsane…

Sanırım kitabın “Mastermind” olarak görülebilecek karakteri diyebilirim. Güçlü bir büyücünün ilk çırağı ve aynı zamanda bir ülkenin istediği gibi şekillenmesini sağlayabilecek kadar bilgili olan birisiydi.

Köpekadam, burnu çok iyi koku alan kuzeyli bir savaşcı…

Logen’in kitabın başında ayrı düştüğü grubunun bir üyesiydi. O grubun hikayesini anlatmak için seçilmiş gibi duran bir karakter gibi geliyor. Aklımda tek kalan ne zaman bir kavgaya karışsa işeyesi geldiği…

the first law portraits

Resim: deviantart. sarahlynnreynolds