Aylık arşivler: Eylül 2013

Fantastik Kurgunun Alt Türleri 1-High Fantasy

Terry Gilliam fantazinin bir kaçış olduğunu ama daha uç, daha enterasan bir şeye doğru kaçış olduğun söyler. Bu kaçış genel anlamında fantazi olsada bir çok alt yollara da sahip olabilir. Kimisi iyilik yolunda kendini adamış bir kahramanı okumak isterken, bazıları ise gri ne yapacağı pek belli olmayan bir adamın hikayesini okumak ister. Bu yüzden fantazi edebiyatını sadece tek bir konu altında toplayarak özetlemek adil bir yaklaşım olmaz.

Fantazinin anlamı buna benzer bir şey olabilir.Fantazi gerçekten tanımlanması zor bir konu olarak karşınıza çıkar. İfade şekli olarak medyanın her türünü kullanan bu terim, TV serileri, filmler, kitaplar, animeler, mangalar, web serileri, kısa hikayeler, oyunlar ve anonim şarkılarda bile vardır. Bu geniş dal günümüzde çoğu insanın tutku ile takip ettiği bir akımdır. Bu yazıda fantazinin yazılı edebiyatı üzerine tartıştım. Fantazi ve bilim-kurgunun sınırları birbirlerine geçmiştir. Bazen okuyucu, izleyici veya dinleyici bilim kurgu sandığı bir eserin aslında iyi şekillenmiş bir fantastik eser olduğundan habersiz olabilir. Fantazi edebiyatına gönül veren ve elden geldiği kadarı ile bu açlığını doyurmaya çalışan biri olarak bu dal üzerine yaptığım okumalardan veya izlemelerden hiç yorulmadım.

Neyse bu kadar fantazi hakkında karalam yeter. Biraz fantazi edebiyatının uçsuz bucaksız denize dalalım. Ben bu yazı serisinde size fantazi edebiyatının alt türlerinden bahsedeceğim. Alfabetik bir sıralama gözetmeksizin yazılan bu yazı ile en azından bazı çizgileri kafanızda çizebilirsiniz. Akademik bir yazı olmadığı gibi bazı bilmediğim Türkçe karşılıkları da yazmadım. Seri boyunca böyle bir hata görürseniz, uyarmanızı içtenlikle rica ederim.

High Fantasy (Epik Fantazi);

Epik fantazi de denilebilecek olan bu tür aslında ülkemizde ve dünyada yayınlanan çoğu eserin alt türü olarak tanımlanabillir. Genellikle bu türe giren bir hikaye belli ve baskın diğer özellikleri ile başka bir türün de kapsamına girebillir. Epik fantazi, Gılgameş destanı ile başlar denilebilir. Eğitici aynı zamanda bazen sayfaları yırtarcasına çevirecek kadar heyecanlandırıcı, mutlu sonlara sahip ve iyi kahramanların kötü insanları yerden yere vurduğu hikayeler sahip olan türdür.

  • Dünya, Hikaye, Karakterler;

Günümüz dünyasından farklı, genellikle ortaçağ dönemi üzerinde şekillenen, fazlaca büyünün olduğu, karışık hikayelerin olmadığı, çoğunlukla tamamen kurmaca bir dünya üzerinde geçer. Sanırım en kısa tanımı bu olmakla beraber, bir çok öz noktayı kaçırabilecek bir tanımlama da olabilir.

Günümüz dünyasından farklılığından kasıt evrenin tamamen yeniden ve farklı olarak şekillendirilmesi üzerine olabilir. Misal, fizik kurallarını değiştirebilir, ölüm vb. kavramlarının anlamını değiştirebilirsiniz. Yazara büyük bir kolaylık gibi gözüken bu durum aslında bu alt türün en sıkıntılı olduğu alan olarakta görülebilir. Eğer dünya, yaratılan evren iyi şekillenmez, okuyucuya coğrafik özellikleri, iklimi, tarihi, dinleri ve yaşam alanlarında ki değişimi tatmin edici bir şekilde aktaramazsa, hikaye asla tam olarak karşılığını alamayacaktır. Epik fantastik eserlerin bir çoğu haritalar ile beraber yazılırlar.

Resim: Daniel Reeve

Epik fantazinin içinde orklar, elfler, cüceler, ejderhalar, atadamlar, denizkızları vb. aklınıza hayalinize gelebilecek her türden yaratık olabilir. Hazır yaratıklardan söz açılmışken büyü sisteminden de biraz bahsetmek gerekir. Büyünün oldukça yer kapladığı bir türdür. Hepinizinde tahmin edeceği gibi eğer büyüye fazlaca yer ayrılıyorsa endüstri ve teknolojinin de bir o kadar geri olduğunu tahmin edebilirsiniz. Her ne kadar büyünün özellikleri tamamen yazarın eline kalmış olsa bile kullanan kişinin elinde şekillenen bir etmen olarakta görülebilir.

Karakterler açısından bakıldığında, epik fantazi çokta karmaşık ve realistik kişilikler sunmaz. Kahramanın önüne çıkan her engel karşısında mala bağlayıp daha sonra, ustası, arkadaşları, yoldaşları veya ailesinin yardımı ile bu engelleri aştığını gözlemleriz. Normal insanlar için oldukça semptik bulunabilecek karakterlere sahip olurlar. Yani kötüler dışında iyileri kim sevmez ki? Dünyanın büyüklüğü ve hikayenin düz ama devasa olması sonucu giren çıkan karakter sayısı oldukça fazladır. Buna rağmen bu karakterler tadımlık ve bazen sadece ismen tanıtılsalarda çok uzun eserlerde kafa karışıklıklarına neden olabilirler. Özeti, karakterler kısmında zayıf kalan bir türdür.

taimon_gaidon_by_dem888-d348zgo_thumb.png

Resim: dem888 Deviantart

Işığa karşı karanlık, Sauron’a karşı diğer tüm Orta Dünya’lılar, Lord Voldemort’a karşı Harry Potter vb. bir çok şekilde örneklendirilebilecek olan kötüye karşı iyinin savaşı konseptinde yazılan, görevvari hikayelere sahip olurlar. Yaratılan her karakter, kahramanımızın kötü olanı yenme yolunda önüne taş koyacak veya yardımcı olacaktır. Yapacağı her iş, yaptığı konuşmaların, diyalogların çok büyük kısmı bu nihai hedefine ulaşması için gerekli olacaktır.

Alt türler hakkındaki gevelememin ilk kısmının sonuna geldim. Hatam varsa affedin. Yorum kısmını kullanmaktanda çekinmeyin.

Serinin ikinci yazısı;

Fantastik Kurgunun Alt Türleri 2- Low Fantasy

Öneri

Yüzüklerin Efendisi ve Tüm Orta Dünya & J.R.R Tolkien

Zaman Çarkı & Robert Jordan- Brandon Sanderson

Ölüm Kapısı & Margaret Weis- Tracy Hickman

Gediksavaşları Efsanesi & Raymond E. Feist

*Dikkat ederseniz bu türe giren kitaplar genel olarak uzun seri şeklindedir.

Reklamlar

En İyi Bond Kızı; No: 1 Eva Green

323px-Casino_Royale_poster.jpg

Eva Green, Fransız milletinin biz fani insanlara armağanıdır. Delilik ve masumiyetin ilginç bir karışımına sahip ifadeleri ile bakılmaya doyulmaz. Ah o bakışlar….Fanboyluk yapacağım demiştim.

eva-green_CR-bts_005.jpg

-Casino Royale dair spoiler içerir.-

Eva Green, en sevdiğim Bond aktörlerinden olan Daniel Craig’in rolü ilk kez üstlendiği film olan Casino Royale’de Bond’a görevde yardımcı olacak Vesper Lynd karakterine hayat vermişti. Acımasız, karanlık ve soğuk James Bond’u hayatından vazgeçirecek kadar etkilemesi ise karakterinin ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Belki en ateşli –onu seçtik şu yazıda.- değil ama en kusursuzuydu. Güzeldi, zekiydi, masumdu ve cesurdu. Sevdiği adam için, sevdiği ve seveceği adama ihanet etmişti. İhanet o kadar çok canını yakmıştı ki en sonunda suçluluğun galip gelmesi ile mutlu son elinden çalınmıştı. Bond Quantum of Solace’da Vesper’in intikamını erkek arkadışından alırken aslında ihanetinin onun suçu olmadığını da anlıyordu. Acımasız bir katil olan Bond, hayatını kökten değiştirmesine vesile olacak kadar çok sevdiği kadını aldatan ve onun canına kıymasına neden olan bu adamı, yaratığı öldürmüyordu.

003.jpg

Bu arada hepiniz Vesper martinisinden haberdarsınız, değil mi? “Shaken, not stirred.” sanırım, “The name’s Bond…James Bond.” sözü ile serinin en kült repliklerinden biridir.

Casino_Royale_112.png

Bİr kaç Eva Green fotoğrafı daha koyalım. Ekranınız şenlensin.

normal_casino-royale-promo_hq001.jpgnormal_hq001.jpg

En İyi 5 Bond Kızı; No:2 Sophie Marceau (En Güzel)

The_World_is_Not_Enough_Theatrical_Poster.jpgGaliba çok az insan Sophie Marceau’nun bakışlarına sahiptir. Hayır yanılıyorum. Hiç bir insan Sophie Marceau’un bakışlarına sahip değildir. Bir önceki yazı da biraz fanboyluk yaptığımı söylemiştim. Şu ana kadar seçtiğim iki kızında Fransız sinemasından olması sanırım beyazperdenin en sevdiğim ülkesini ortaya dökmüştür.280px-BbTri3QBWkKGrHqYOKiwEq5SGUCisBKvZ7tPSOw_12.jpg

313px-18817220_w434_h_q80.jpg

   Anna Karenina, Bravehearth gibi filmlerde de oynamış. Lakin, burada mesele onun sinema kariyeri değil. Filmde karakteri oldukça etkin ve olayların çevresinde döndüğü birisi olduğu için Bond üzerinde ki etkisi de normal olarak fazlaca. En sevmediğim Bond aktörü olan Pierce Brosnan’ bu filmde listeye girmekten kılpayıyla kurtaran Denise Richards ve Sophie Marceau ile oynaması  er kişi olan beni derinden üzmüş, hayat hakkında derin felsefeler üzerine düşündürmüştür.

09_sophie_marceau_009.jpg

En İyi 5 Bond Kızı; No:3 Ursula Andress (İlk Gelen)

DrNoposter.jpg   Standartları belirlediği zaman uzun dönemde bu kadar etkileyici ve uzun soluklu film serisinin kült bir yıldızı olacağını sanırım düşünmemiştir. Oscar alsa bile daha sonra Bond kızı lanetine tutulup üst seviye bir yapımda da yer almadı. Buna rağmen her Bond hayranının favorilerinden biridir.u22_32.jpg

Bond kızlarının Martin Campbell’in Casino Royale’in de başlattığı akıma kadar önemli olan nitelik genel olarak arzulanabilirlikti. Ursula Andress -Bond kızı isimlerinin aptallığından üst seviye bir örnek olan Honey Ryder– bu akımı karayip denizinden ilk çıktığında başlatmıştı. Bu sudan çıkış sahnesi, Karaoğlan aygırının denizden çıkması gibiydi.

“Atına kız gibi bak, düşman gibi bin!”

   Bu örnek pek olmadı galiba ama idare edin. Ursula’da Dr. No’da Sean Connery’nin karşısına aynen öyle çıkmıştı. Lütfen gözünüzün önüne gelen Halle Berry imitasyonunu silin. Aynı etkiyi yaratma olasılığı var mı? Peh.

Dr._No_-_Honey_Ryder.png

Son olarak neden 3 numaraya koyduğumu söyleyeyim. İlk iki numarada biraz fanboyluk yaptım. Normalde aklıselim bir sıralamada bir numarada olması gerekir. Lakin bu liste benim kişisel görüşlerim dahilinde, katılmayabilirsiniz.

En İyi 5 Bond Kızı; No:4 Diana Rigg (En Şirin)

Burada film hakkında spoiler vererek Bond izlememiş fukaraların hayatlarını mahvetmek istemiyorum. O yüzden On Her Majesty’s Secret Service filmini izlemeyen lütfen okumaya devam etmesin.On-her-Majestys-e1351007651857.jpg

Şimdi beyler, Diana Riggs, James Bond ile bildiğimiz türden yani sevgi ile yapılmış bir evliliğe sahip tek Bond kızıdır.  Bond kızı değil, Bond’un karısı olacaktı. Mazur görün beni Kontes!  Ayrıca isminiz “Tracy Di Vicenzo” Bond kızları içinde en düzgün olanların başında geliyor. Tekrardan, saygılar!

diana850.jpg

Şimdi, neden Kontes Teresa, öncelikle Bond üzerinde ki etkisi Gandalf’ın Helm’s Deep’te 5. günün şafağında gelmesi gibiydi. Belki çok seksi değildi, gözlere perde indirmedi. Fakat kendince bir güzelliği de yok denilemez, değil mi? Lakin Bond’u böyle etkileyen, şirin bir hanımefendiyi listeme almamazlık yapamazdım. Kendisi özel bir Bond kızıdır. Ayrıca bu tek filmlik evlilik, Kontes’in ölümü… Bunlardan bahsetmeyelim. Acı verici şeyler bunlar.

bond

Got328.jpg

 

Ayrıca Diana Rigg, Olenna Tyrell yani nam-ı değer Dikenlerin Kraliçesi’ni de Game of Thrones serisinde canlandırıyor.  Herhalde bu popüler kültürün son zamanlarda en çok sömürülen eserini ya izlemişsinizdir yada okumuşsunuzdur. Eğer hiç duymadıysanız hangi ücra yerde olduğunuzu tahmin bile edemiyorum.

Miyazaki’nin En Sevdiği Kitaplar

ITALY-VENICE-FILM-FESTIVAL-GAKE NO UE NO PONYO

Miyazaki’nin kim olduğunu anlatmak gerkesiz sanırım. Anime veya manga, uzakdoğu sinemasının bir yerinden dokunan herkes Miyazaki’nin ismi ile bir kez olsun karşı kaşıya gelmiştir. Sonuçta adam, yaşayan en iyilerden. Herneyse aşağıda Miyazaki’nin favori elli romanı…

hayao_miyazaki_

1. Küçük Prens & Antoine de Saint-Exupéry

2. Soğan Oğlan & Gianni Rodari

3. The Rose and The Ring & William Makepeace Thackeray

4. The Little Bookroom  & Eleanor Farjeon

5. Üç Silahşörler & Alexandre Dumas

6. The Secret Garden & Frances Eliza Burnett

7.  The Treasure of the Nibelungs &  G.Schalk  

8. Alice Harikalar Diyarında & Lewis Carroll

9. Sherlock Holmes & Arthur Conan Doyle

10.  A Norwegian Farm &  Marie Hamsun

11.  The Humpbacked Horse &Pyotr Pavlovich Yershov

12.  Souvenirs Entomologiques  & Jean-Henri Casimir Fabre 

13. Toui Mukashi no Fushigina Hanashi-Nihon Reiiki & Tsutomu Minakami 

14. Ivan the Fool & Lev Tolstoy

15. Kartal & Rosemary Sutcliff 

16. Winnie-the-Pooh  & A. A. Milne

17. Les princes du vent & Baudouy M.

18. When Marnie Was There & Joan Robinson 

19.The Long Winter & Laura Ingalls Wilder 

20. Söğütlükte Rüzgar & Kenneth Grahame 

21. The Ship That Flew & Hilda Lewis 

22. Flambards & Kathleen Wendy Peyton

23. Tom’s Midnight Garden  & Ann Philippa Pearce

24. Tom Sawyer’ın Maceraları & Mark Twain

25. Chumon no Ooi Ryouriten & Kenji Miyazawa

26. Heidi & Johanna Spyri 

27. Denizler Altında 20 Bin Fersah & Jules Verne 

28. The Borrowers & Mary Norton

29. Nine Fairy Tales: And One More Thrown in for Good Measure & Karel Čapek  

30. Swallows and Amazons & Arthur Ransome 

31. Uçan Sınıf  & Erich Kästner 

32. Robinson Crusoe & Daniel Defoe 

33. Define Adası & Robert Louis Stevenson 

34. The Twelve months & Samuil Marshak 

35. Yeşil Parmaklı Tistu & Maurice Druon 

36. The Man Who Planted the Welsh Onions & Kim Soun 

37. Strange Stories from a Chinese Studio & Pu Songling 

38. Doktor Dolittle & Hugh Lofting 

39. Journey to the West & Wú Chéng’ēn 

40. Little Lord Fauntleroy & Frances Eliza Burnett 

41. From the Mixed-Up Files of Mrs. Basil E. Frankweiler & Elaine Lobl Konigsburg

42. Şamatalı Köy & Astrid Lindgren 

43. Hobbit & John Ronald Reuel Tolkien

44. Yerdeniz Büyücüsü & Ursula K. Le Guin 

45. The Little White Horse & Elizabeth Goudge

46. There Were Five Of Us & Karel Polacek 

47. City Neighbor: The Story of Jane Addams & Clara Ingram Judson 

48. The Radium Woman & Eleanor Doorly

49. The Otterbury Incident & Cecil Day-Lewis 

50. Gümüş Patenler & Mary Mapes Dodge 

   Türkçe çevirisi olanları gördüğünüz gibi bayağı az sayıdalar. Arada kaçırdığım, çevirilmiş veya çevirilmesi kesinleşmiş birini görürseniz, yorumlarda belirtin. En kısa sürede düzenlerim.

    Kaynak: Hayao Miyazaki Favorite Books!

 

 

 

En İyi 5 Bond Kızı; No:5 Bérénice Marlohe (En Ateşli)

berenice-marlohe-james-bond-007-skyfall-p01.jpg

      5 numarayı belirlerken birinciden daha fazla zorlandım. Denise Richards seç beni diye bağırdı. Arkamı döndüm, gözlerimde ki o hüzünlü bakışı sakladım. Berenice Marlohe’ye doğru emin bir şekilde yürüdüm. Neden mi? Bir insan Monica Belluci ile benzerlik taşıyıp aynı zamanda yarı Fransız yarı Asyalı olamaz bu imkansızdır, kaos teorisidir vs. neyle açıklarsanız.

Bu yazı yazıldığında çekilmiş son Bond filmi olan ve bir üst resimde kabak gibi adı yazan Skyfall’da oynadı. Belki Bond üzerinde muhteşem ötesi etki yaratmadı. Karakteri beni etkilerken damarlarımda ki tüm kan çekilmedi. Bu çok tuhaf bir cümle olmuş.  Buna rağmen sahnede kaldığı her dakikayı dikkatle izledim.

Berenice Marlohe ufacık bir farkla benim için en seksi Bond kızı olurken diğer yanlardan güçlü, farklı 007 üzerindeki etkisi ile zayıf bir Bond kızı oldu. Yine de işte burada onu favorimlerden biri yapmışken kötü şeylerde söyleyebiliyorum. Ne kadar da kompleks eleştirilerim var.

Hem Adam Chitwood adlı adam tarafından yapılan röportajında İstanbul hakkında klasik, iyi şeyler söylemiş. Daha ötesi var mı?

Did you enjoy any one place more than the others?

Marlohe: They all have their unique charm.  For instance, I had never been to Istanbul before and it’s a very interesting mixture of ancestral architecture and it’s amazing.  When I was in the bazaar, you see this wonderful architecture and you feel the power of the past, and then you see the TV’s.  It’s very science fiction-y and very interesting.  And Shanghai is amazing.  I’m a fan of science fiction so when you’re there in the night with all the lights and all this modernity, it’s like a set in a movie.  And because I’m half Asian too, it was great to be connected to my Asian side too.

Bunu koymasam yazık olur.

berenice-marlohe-james-bond-007-skyfall-p08.jpg

Hadi yine iyisiniz. Bir kaç tane daha gelsin.

007.jpgberenice-marlohe-skyfall-french-premiere-24-oct-2012-p01.jpg

 

İkiz Yıldız (Robert A. Heinlein)

   Bilim Kurgu dünyasının kurucularından ve Isaac Asimov, Arthur C. Clarke ile birlikte “Büyük Üçle”den birisi olan Robert A. Heinlein 1956 yılında Hugo kazanan eseri olan İkiz Yıldız hakkında olan kısa yazıma hoşgeldiniz. Kendimi hiç bir zaman tam anlamıyla bilim-kurgu türüne yakın görmedim, Asimov’un ve Clarke’nin, Bradbury’nin, Huxley’in bazı eserleri ile beraber herkes gibi küçükken Jules Verne‘nin eşsiz yazımını tecrübe etmiştim. Türe yabancı olmasam bile asla kendimi derin bir hayran olarakta görmedim. Kendimden bu kadar bahsettiğim yeter. Biraz da Heinlein ve İkiz Yıldız’dan (Double Star) bahsedeyim.
   Kısaca bir hikayenin üzerinden geçersek, dağlar kadar egoya sahip bir aktör olan Büyük Lorenzo’nun tanınan ve önemli bir politikacının yerine geçmesini anlatıyor. Marslıları, İmparatoru ve politikacının tanıdığı herkesi kandırırken, bazen ölüm tehlikesi atlatıyor, bazen “Ne olursa olsun gösteri devam etmeli.” diyor.  Lorenzo’nun ağzından anlatılan hikayede dönekliğini görüyoruz çünkü okudukça Lorenzo’nun ne çok fikir değiştirdiğini göreceksiniz. Her ne kadar bu değişimler basit ama çok insancıl bir nedene dayanıyor olsa da bazen “Yeter artık, arkadaş. Bu kadar da olmaz ki… ” dedirtiyor. Lorenzo klasik, klişe, defalarca denenmiş olmasına rağmen aynı zamanda değişik bir karakter olmuş. Açıkcası Heinlein’in karakterileri tanımamız gerektiği kadar bize anlatmasını çok sevdim. Kimsenin gereksiz özelliklerini veya geçmişini öğrenmiyoruz. Okuyucu sadece hikayenin devamı için gerekli olan ve kafasını karıştırmayacak kadarını biliyor. Tabii bu da kitabın kısa olmasını sağlamış ve tek oturuşta bitirilen güzel bir hikaye ortaya çıkmış.
    İkiz Yıldız bildiğimiz bilim kurgu kitaplarından farklı çünkü olay bilgisayarlar, gemiler, lazer silahları değil daha insancı bir şey olan politikaya odaklıdır. Heinlein kitabı yazdığı dönem içinde meydana gelen veya gelmiş siyasi olaylarla ve bilinen ırkçı düşüncesi ile kitabı harmanlamış. Marslıların kabul görmemesi ve insan olmayanlar dışında herkesin ikinci sınıf vatandaş muamalesi gördüğü bir düzeni ve serbest ticaret gibi ekonomi çökertici bir düşenceyi yüzeysel bir bakışla eleştirmiş veya irdelemişte denilebilir. Tabii ki her bilim kurgu eserinde olduğu gibi yine icatlar havada uçuşuyor. Mesela The Guardian’da ki bu yazıda gördüğüm, su yatağı konusu gibi.
   Biraz çeviri ve kapaktan bahsedeyim.Kitabın çevirisi tatmin edici ve okunabilir olsada isim çevirisi açıkcası kitap ile alakasız olmuş. “İkiz Yıldız” içerik ile bağdaşmıyor. Metis Yayınlarının çıkardığı ve benimde okuduğum 1995 baskılı kitabın kapağı hikaye ile ilgisiz olmuş. Misal;

İkiz Yıldız (****) eğlenceli aynı zamanda politika yapanların insanlar değil fikirler olduğunu gösteriyor. İnsanlar değişebiilir, yenilenebilir, aktörler tarafından dublorlükleri yapılabilir ama fikirler kalır ve asıl politika onlar üzerinden yapılır. Kişiler geçici, fikirler kalıcıdır.